Neden? En az 2 yıl emzirin!


Bir bebeğin anne karnındaki gelişimi yaklaşık 40 hafta sürer. Bebek doğduğunda, genellikle anne karnındaki gelişimini tamamen ya da kısmen tamamlamış olarak doğar. Bebeğin doğumundan sonra fizyolojik ve anatomik olarak sağlıklı gelişimini sürdürebilmesi için ihtiyaç duyduğu şey, annesinin sütüdür ve anne memesini emmesidir. Bebek eğer, 40 haftadan erken doğduysa, annesinin sütünden, anne karnında kalması gereken sürede alacağı besin ve diğer faktörler ne ise almaya devam eder. Bu durum da bizlere bebeğin gelişiminin, annesinin canıyla sadece 9 ay sürmediğini, devamında 2 yıl kadar bir süre daha devam edeceğini göstermektedir. Bu bölümde, bebeğin neden 2 yıl ve üzeri anne sütüne ihtiyaç duyduğunun nedenleri açıklanacaktır.

 

“Doğa, anneyi ve bebeğini yarı yolda bırakmaz. Anne, karnında 9 ay canıyla büyüttüğü bebeğinin sağlıklı gelişimi için ihtiyacı olan besini yine canıyla üretmeye devam edecektir. Doğum ve emzirme bir bütündür ve doğa, bu işleyişin ayarlamasını muhteşem yapmıştır…”

 

ANNE SÜTÜ YOKSUNLUĞU

 

Bunu Bir Düşünün![1]

Yapay bebek sütü ile beslenme oranları ve Dünya’nın her yerinde bebek mortalite ve morbidite oranı arasında pozitif bir korelasyon vardır.

 

Hastalıklar: Neden ve Sonuç

 

Pek çok bebeğin hastalığının kesin nedenini belirlemek için, annenin sigara alımı, yaşam koşulları, gıda alımının niteliği ve niceliği, mikrobik ajanlarla karşılaşma ve bu ajanların farklılıkları vb. karmaşık, birçok kafa karıştırıcı faktör var olabilir. Ayrıca, birçok hastalığın potansiyelini etkileyen karmaşık, biyokimyasal, genetik ve coğrafik mekanizmalar vardır.

 

Emzirme konusunda tam destek uygulamalarının, genel sağlık ve nüfusun refahı için kesinlikle kritik olduğunun altını çizerken, Hanson (2004)[2] emzirmenin koruyucu etkileri konusunda iyimser sonuçlara bakmadan önce temkinli olunmasının önemli olduğunu bize hatırlatmaktadır. Bu anlamda doğru yol, belki de emzirilen bebeklerin, biyolojik potansiyeline, genetik ve sosyo-kültürel sınırlamalarının verilerine ulaşmak olmalıdır. Ancak şunun altını çizmek önemlidir; yapay beslenen bebekler, hiçbir zaman tam sağlık potansiyeline ulaşamayacakları gibi, yerel dezavantajlara da her zaman açık olacaklardır.

 

Kritik Durumlarda Anne Sütünün Önemi

 

Doğal afet, halkın sağlıksız durumu, savaş bölgeleri, kıtlık ve açlık çeken bir nüfus bu kritik durumlar arasında sıkışıp kaldığında, yiyecek ve temiz suya erişim, genellikle hayatta kalanların hayatlarına devam edebilmeleri için en büyük tehdittir.

 

Bu gibi durumlarda devletler bu bölgelere yardım yollar ve uluslararası gelen bu yardımların bebekler için ayrılan malzemeleri genellikle ticari bebek mamaları ve pirinç şeklindedir. Bu metinde yazılanlar doğrultusunda, bugün bu bölgelere yollanan, formül bebek mamalarının, bir felaketin vurduğu bu bölgelere güvenli bir destek yönetimi olduğu söylenebilir mi? Bebek formülü herhangi bir bağışıklık sistemi koruması ve savunması sağlamaz. Kirli su kaynaklarından dolayı ishal hızla yayılır, yetersiz beslenme ve ölüme neden olur.[3]

 

Böyle “Acil Beslenme Ağı” durumlarında emzirmeyi destekleyen organizasyonları, doğal afet bölgelerine yardım etmeleri için teşvik etmemiz gerekmektedir. Bebek için hayat ve ölüm arasındaki fark “emzirilmek” olabilir. Böyle kritik durumlarda, emzirmeye devam etmenin son derece önemli bir ihtiyaç olduğunu ve anneleri, bebeklerini emzirmekten vazgeçirmek değil, teşvik etmenin hayati olduğunu söylemek gerekir. Uluslararası yardım kuruluşları, bebeklerin hayatlarını korumak için anne sütünü teşvik etmeli, bunun için özel alanlar kurmalı ve annelere sonsuz bir sabır ve ilgi göstererek yardımcı olmaları gerekmektedir. Bu konularda, bölgesel bazda eğitim kampları kumaları son derece ciddi bir ihtiyaca hizmet edecektir.

 

  1. AKUT HASTALIKLAR

 

Yapay bebek sütü ile beslenen bebeklerin, kısa vadeli ve uzun vadeli sağlığını gösteren kanıtlar, endişe verici bir oranda birikmeye devam ediyor. Şunu bilmeliyiz ki, bir bebek herhangi bir hastalığı yaşadığı zaman, büyümesini ve gelişmesini de sendeleyen bir takım durumlarla karşı karşıyadır.

 

Bu hastalıklar ishal, solunum yolu enfeksiyonları, otitis media (orta kulak iltihabı), diğer enfeksiyonlar ve yanı sıra ölüm, tüm yapay beslenen bebeklerde anne sütü alan bebeklere oranla önemli ölçüde yüksektir. İlk altı ay boyunca sadece anne sütü alan bebeklerin morbidite (ölümcül bir hastalığa yakalanma) oranları, anne sütü almayan bebeklere kıyasla kısmen daha düşüktür. Son süresine (2 yıl) kadar emzirilen bebeklerin, bu akut hastalıklara yakalanma oranı ciddi bir biçimde düşer.[4]

 

Yapay beslenen bebeklerde gözlemlenen morbidite ve mortalite oranlarındaki artışın nedeni, formül mamalarla birlikte kullanılan su, bir takım patojenlere maruz kalma, mamaların istenmeyen oranda anti bakteriyel oluşu, antifungal ve antiparazitik ajanlar içermesi ve bebeğin bağışıklık sisteminin gelişimini yavaşlatması olarak sıralanmaktadır.[5]

 

Gastrointestinal Hastalıklar

 

Gastrointestinal enfeksiyonlar ishal (diyare), dehidratasyon, yetersiz beslenme, iştahsızlık ve sonuçta kilo kaybına neden olmaktadır. İlk 12 ay, bebeklerde enfeksiyona bağlı ishallerin en sık bildirildiği dönemdir. Bu bakteriler Escherichia coli, Salmonella sp, Campylobacter jejuni, virüsler, özellikle rota virüsleri ve parazitler, örneğin, Giardia lamblia, Entamoeba histolytica yetersiz ve/veya yanlış beslenen bebeklerde görülen bakterilerdir.[6] Anne sütü ile beslenen bebeklere kıyasla yapay beslenen bebeklerin yaşamları boyunca ishal geliştirme riskleri her zaman yüksektir.[7]

 

Kramer ve arkadaşları, (2001)[8], yapay beslenmenin özellikle sosyal avantajlı gruplarda % 66’lık bir artışı olduğunu rapor etmiştir. Dewey (1995)[9], Amerika Birleşik Devletlerinde, baskın olarak nispeten daha zengin ailelerin kullandığı mamaların, yapay beslenen bebeklerde gastrointestinal morbidite oranlarını yükselttiğini bildirilmiştir.

 

Anne sütü ile beslenen bebeklere kıyasla yapay beslenen bebeklerin ishal geliştirmek riski:[10]

                                   0-1ay              1-12 ay
İshal Oranları              14                   4 – 10

 

Önemli!

Gastrointestinal bir hastalık, emzirilen bir bebekte meydana geldiğinde, bebek diğer gıdaları ve özellikle insan sütü olmayan sütleri bile reddeder. Böylece emzirmek sadece patojen öldürmeye yardımcı değil, aynı zamanda diğer gıdalar için meydana gelen iştah kaybının yaygın olduğu bu dönemde, bebeğin gerekli sıvı, kalori ve protein almasını sağlar.

 

Nekrotizan Enterokolit

 

Nekrotizan enterokolit (NEC)% 30 mortalite oranı ile preterm bebeklerin % 10’unu etkiler. İnsan sütünde bulunan nöregulin-4 (NRG4) olarak adlandırılan bir proteinin NEC’e karşı bağırsak epiteli koruma sağlayan kaynaklarından biri olduğu kanıtlanmıştır.[11] NEC’e yol açan risk faktörleri prematüre doğum, formül besleme, bağırsak iskemi ve bakteriyel kolonizasyon artışı sıralanmaktadır.[12]

 

Çoğu durumda 2-4 hafta sonra ortaya çıkan bu hastalık, tüm tanı olgularına göre, ilk hafta içinde seyreden durumların tümünde yapay bebek sütü ile beslenme görülmüştür. NEC vakası, sadece anne sütü ile beslenen bebeklerin hiçbirinde ilk hafta içinde meydana gelmemiştir.[13]

 

Bu iki faktöre bağlı olmadan prematüre bebeklerde karşılaştırıldığında, erken neonatal dönemde gereken solunum desteği alan ve yapay bebek formülü ile beslenen prematüre bebeklerde NEC oranı 28.6 kez artmıştır.[14]

 

Ayrıca, Enterobacter sakazakii olarak bilinen Cronobacter sakazakii’nin de yapay bebek formülü ile beslenen bebeklerde enterokolitin yanı sıra, bebek sepsis ve menenjit salgınları ile ilişkili olduğu görülmüştür.[15]

 

Septisemi ve Menenjit

 

Yenidoğan septisemi ve menenjit, ağır morbidite ve yüksek mortalite oranları ile ilişkilidir. Gelişmekte olan ülkelerde yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde yapay beslenen bebekler en çok risk altında bulunan gruptur.

 

El-Mohandes ve arkadaşları (1997)[16]  yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde yapay süt ile beslenen bebeklerde sepsis görülme oranı:

Yaş                                Anne Sütü Alan          Yapay Beslenen
İlk 10 gün                              5%                               10%
11 – 24 gün                           9%                                20%
25 – 38 gün                           0%                               15%

 

 

Solunum Yolu Hastalıkları

 

Yapay beslenme durumunda ve kötü sosyo-ekonomik bölgelerde yaşayan bebeklerde pnömoni oluşumu önemli ölçüde artar. Victora ve arkadaşları (1987)[17] yapay beslenen bebeklerde zatürre ve ölüm oranının yüksek olduğunu bildirmişlerdir. Yapay beslenen bebeklerin akut solunum yolu enfeksiyonlarına yakalanma riskleri emzirilen bebeklere oranla 17 kat fazladır.[18]

 

Anne sütü ve yapay beslenen bebekler arasındaki solunum sistemini hastalıklarına yakalanma oranları ile ilgili bu farklılık, ABD ve Avustralya’dan gelen çalışmalarla, sanayileşmiş ülkelerde devamlı olarak anlamlı bir artış olduğu ortaya konulmuştur.[19] [20]

 

Anne sütü ile beslenen bebeklere kıyasla yapay beslenen bebeklerin solunum sistemi hastalığı geliştirme riski:[21]

                                                           1 – 12 months
Solunum Yolları Hastalıkları             3.3 – 4.3

 

 

Orta Kulak İltihabı (Otitis Media)

 

Yapay beslenme sürecinin, bebeklerde orta kulak iltihabı sıklığını arttırma konusu tam olarak anlaşılamamıştır.

Bunların nedenler olabileceği düşünülmektedir:

  • Biberonla besleme sırasında daha yatay bir pozisyon benimsenmesi,
  • Östaki borusunun içine inek sütü akması ve orta kulak tahrişi,
  • İnsan sütünde bulunan T ve B antikor hücresi eksikliği.[22]

Burun ve ağız bölgesine yerleşen H. enflüanza bakterilerine karşı anne sütünde bulunan birincil IgA, bu bakterilerle savaşacak proteine sahiptir; aktif olarak anne sütü ile beslenen bebeklerde bu hastalık ciddi bir biçimde önlenir. Ne yazık ki, orta kulak enfeksiyonlarına neden olan pnömokoklar, anne sütünün koruyucu faktörlerine dahi son derece dirençlidir.[23]

 

Dewey ve arkadaşları (1995)[24]  yapay beslenen bebeklerin, akut otitis media hastalığı geçirme riskinin % 25 daha fazla olduğunu ve yapay beslenen bebeklerde bu hastalığın % 75 oranında 10 gün ve daha uzun bir süre sürebildiğini bildirmiştir.

 

Anne sütü ile beslenen bebeklere kıyasla yapay beslenen bebeklerin otitis media geçirme riski:[25]

                                  1-12 ay             1-6 yıl
Otitis media               8.6                 3.3 – 4.3

 

İdrar Yolu Enfeksiyonu

 

İdrar yolu çeşitli mekanizmalar ile korunmaktadır:

  • Bakterilere neden olan enfeksiyonlar genellikle barsaklardan kaynaklanır. Annenin bağırsak bakterileri ve anne sütüyle beslenen bebeğin bakterileri bir süre sonra benzeşir. Dolayısıyla annenin sütündeki sIgA bu bakterilere özeldir; kanda bulunan ve kan yoluyla bulaşan, enfeksiyonlara neden olan bakterilerin böbrek içine emilimini engelleyerek, bebeğin bağırsak yüzeyini kaplar ve bebeğe anne sütü yoluyla antikorlar geçer.
  • Ayrıca, anne sütü ile beslenen bebeğin bağırsaklarındaki bakteri çoğalması, anne sütünün içerdiği diğer anti mikrobik faktörler tarafından kontrol edilmektedir.
  • Anne sütünden gelen laktoferrin, bakterilerle temas ettiğinde öldürücü özelliğe sahiptir ve laktoferrin, böbrekler tarafından emilir ve idrar içine taşınır.
  • Sütte bulunan oligosakkaritler, aynı zamanda idrarda görünen üriner epitelyuma bakteri bağlanmasını engeller. [26]

İsveç’te yapılan bir araştırmada, Marild ve arkadaşları (2004)[27] yapay beslenen bebeklerde idrar yolu enfeksiyonlarının önemli ölçüde bir artışı olduğunu göstermişlerdir. Ayrıca, emzirilen bebek için bu hastalığa karşı korumanın, emzirme döneminden sonra da devam ettiği görülmüştür. Diğer ülkelerde de yapılan araştırmalarda araştırmacılar, bu sonuçlar ile hemfikir olmuşlardır.[28] [29] [30]

 

Ani Bebek Ölümü Sendromu (SIDS, karyola ölümü ya da beşik ölümü)

 

SIDS, “Akut bir hastalık” değildir, ama bu konu üzerine görüş bildirmek, emzirilen bebekler açısından, emzirmenin öneminin altını çizmek adına son derece uygundur.

 

SIDS, 1 yaşın altındaki bir bebeğin tüm faktörlerin ayrıntılı bir biçimde incelenmesinden sonra, “İzah edilemeyen ani ölümü” olarak tanımlanır. SIDS, çoğu bebek için, iki ile dört ay arasındaki bir dönemde gerçekleşir. Otopsi sonuçlarına göre, SIDS üzerine ölümü belirleyici hiçbir faktör bulunamamıştır. Yapılan çalışmalar, bu sendromun çok faktörlü bir yapısı olduğunu ileri sürmektedir.[31]

 

SIDS Karşısında Koruyucu bir Faktör Olan Emzirme

 

Mevcut araştırmalardaki en büyük zorluk, emzirmenin kesin olarak nasıl bir koruma sağladığına dair tam bir tanım geliştirmek konusunda yaşanmıştır.

 

SIDS üzerine yapılan 23 farklı çalışmanın meta analizinin 19’u, emzirmenin SIDS’e karşı korumayı desteklediğini ortaya koymuştur. Kombine analizlerde yapay beslenen bebeklerin SIDS’e karşı iki kez daha şanssız olduğunu göstermiştir.[32]

 

Son zamanlarda Almanya’da yapılan bir araştırmada, 1 aylık bebeklerde yapay beslenmenin SIDS karşısında iki kat risk faktörü olduğu bulunmuştur. Bu çalışmada, SIDS ölümlerinin % 73’ü 6 aydan küçük bebeklerde görülmüş ve yapay beslenmeye devam etme süresince de, her yaşta insidansın iki katına yakın olduğu anlaşılmıştır.[33]

 

Anlaşılacağı üzere, SIDS’in nedeni multi faktöriyel olup, emzirmenin, bebekleri bu faktörlerden koruyan bazı özellikleri olduğu söylenmektedir. Bu konu üzerine yapılan ön çalışmalarda, kritik bir zamanda bulaşıcı bir hastalığın (periyodik solunum veya karbon dioksit zehirlenmesi/hipoksemi şeklinde) gelişme olasılığı oldukça yüksektir. Ayrıca, olgunlaşmamış beyin sapı vakalarının da SIDS’e büyük oranda neden olabileceği düşünülmektedir.

 

Aktif uyku aşamasında,  özellikle 1-3 ay döneminde, anne sütü alan bebeklerin yapay beslenen bebeklere oranla önemli ölçüde daha sık ve daha uzun süre uyanık kaldıkları görülmüştür. [34]

 

Anne ve bebeğin aynı yatağı paylaşması bir boğulma nedeni olarak uzun yıllar sorumlu tutuldu. Ancak, uyku-arkadaşlığı birçok annenin başarılı bir şekilde emzirmesi ve emzirmeyi devam ettirmesi yönünde olumlu sonuçlar vermektedir. Son zamanlarda, düzenlenen pek çok eğitimde, daha yakın ve güvenli ortak uyku yöntemleri hakkında anneleri eğitmek ve bilgilendirmek için bir geri dönüş söz konusu olmuştur. Özellikle geceleri besleme ihtiyacı, anne sütüyle beslenen bebeklerde yaygındır. Aynı zamanda bu durum, emzirmenin daha uzun süre devam etmesi ve bebeğin sağlıklı gelişimini sağlanması yönünde yeterli süt miktarını üretmeye ve korumaya yardımcı olur.[35]

Bunu Bir Düşünün!

Emzirme eylemi, oral-yüz kasları ve çene gelişiminin optimum gelişimini destekler. Emzirme geniş bir damak yapısı oluşturur ve böylece solunum yolunun açılmasına yardımcı olacaktır. Anne sütünün SIDS’e karşı pek çok koruyucu faktör içermesinin yanı sıra, bebeğin anatomik gelişim özelliklerini de destekleyerek fiziksel eylemi arttırır. Yapay beslenen bebeklerin merkezi sinir sistemi ve nörolojik gelişimleri, nispeten yavaştır. Bulaşıcı hastalıkların tüm formları, az gelişmiş ağız boşluğu ve havayolu açıklığındaki gelişim eksikliği gibi bebeğin yaşamını destekleyecek pek çok faktör, SIDS karşısında bebeği güçsüz kılar; bu durum yapay beslenen bebeklerin SIDS oranının neden yüksek olduğunu göstermektedir. 

 

  1. KRONİK HASTALIKLAR

 

Yapılan araştırmalar, bir bebeğin beslenme modelinin çocukluk ve ergenlik döneminde bazı kronik hastalıklara yakalanma riskini etkilediğini ve günümüzde bu hastalıkların oranında giderek artış olduğunu göstermektedir. Özellikle yapay beslenen ve kısa süreli emzirilen bebeklerde Tip 1 diyabet, çölyak hastalığı, çocuk kanserleri ve iltihaplı bağırsak hastalığı riskiyle ilişkilendirilmiştir.

 

Akobeng (2007)[36] İngiltere ve Galler’de anne sütü almayan büyük bir nüfus üzerinde yaptığı sistematik bir incelemede, astım yaklaşık 33.100 vakada, çölyak hastalığı 2655 vakada ve obezite 13.639 vakada risk faktörü olduğunu görmüştür.

 

Tip 1 Diyabet (İnsüline Bağımlı Diyabet)

 

Tip 1 diyabet, genetik ve çevresel faktörlerin kombinasyonu ile belirlenen bir oto-immün hastalıktır. Tip 1 diyabetin gelişme riski genel nüfusun % 0.4’ü oranında olup, ancak % 6’dan fazlası birinci dereceden akrabalıkla yani genetikle geçer. Her iki ebeveynde de Tip 1 diyabet varsa, çocukları için risk % 30 gibi yüksek bir orandadır.

 

Tip 1 Diyabet için Beslenme ve Araştırma Sonuçları

 

Tip 1 diyabet ve bebeğin beslenmesi arasındaki bağlantı, Borch-Johnson (1984)[37] ve arkadaşları tarafından 20 yıl kadar önce tanımlanmıştır. O zamandan bu yana  bu veriler yoğun bir biçimde araştırılmıştır.

 

Malcova ve arkadaşları, (2006)[38] Tip 1 diyabet oranlarının gün geçtikçe arttığını kaydetmişlerdir. Bu hastalığın genetik olarak yaygın olduğu toplumlarda, Tip 1 diyabet sıklığının hızla arttığı belgelenmiştir. Emzirme oranlarının düşmesinin bu riski arttırdığı açıkça rapor edilmiştir. Emzirilmeyen bebeklerde risk : (OR = 1.93 [% 95 CI: 1,33-2,80]) iken, 12 ay boyunca anne sütü alan bebeklerin oranı: (OR = 0.42 [% 95 CI: 0,22-0,81]).

 

Perez-Bravo ve arkadaşları (1996)[39]  Tip 1 Diyabet için, emzirme süresi ve genetik olarak yüksek riskli ve genetik olarak yüksek riskli olmayan grubu karşılaştırdı. Doğumda aynı genetik risk grubunda bulunan bebeklerin, 3 ay ve üzeri emzirildiklerinde, yapay beslenen bebeklere oranla Tip 1 diyabet geliştirme risklerinin oldukça düşük olduğunu göstermiştir. Yayımlanan araştırmadaki meta-analizler, erken dönemde yapay bebek sütü ile beslenen bebekler ve Tip 1 diyabet gelişimi arasında güçlü bir bağlantı buldu:

  • İlk 3 ay içinde inek sütü alan bebeklerin oranı (OR) 1.63  ile % 95 güven aralığı (1,22-2,17).
  • 3 aydan az emzirilen bebeklerde (OR) 1.43 (1,15-1,77).

 

Tip 1 diyabet başlangıcı erken dönemde oldukça yüksek:

  • 7 yaş altı çocuklar yaş (OR) 2,78 (1,08-7,14).
  • 4 yaş altı çocuklar için (OR)  3.81 (1.10-13.29).

 

Pek çok hipoteze göre hücrelere zarar verir:[40]

  • İnek sütü proteinine erken maruz kalmak.
  • 3. aydan önce katı gıdaya geçiş.
  • Anne sütünün tüm koruyucu özelliklerinden mahrum kalmak.

Tip 1 diyabeti olan annelerin emzirdiklerinde risk olasılığı daha yüksek değildir.[41] Aynı yazar, aynı zamanda emzirme süresinin ve anne sütü alımı ile yaşı 4 hafta ve altı olan bebeklerin 2 yıl emzirilen bebeklere oranla daha kilolu ve muhtemelen de daha kısa boylu olduğunu bulmuştur.[42]  Bu tür diyabetin gelişme riski altındaki çocukların anne sütünün sağladığı koruma avantajlarından mahrum kalması oldukça talihsiz bir durumdur.

 

Tip 2 Diyabet

 

Ayrıca Tip 2 diyabet için de, anne sütü ile beslenen bebeklerin daha sonraki dönemlerde bu hastalığı yaşama riskinin azaldığı anlaşılmaktadır.[43]

 

Çölyak Hastalığı

 

Çölyak hastalığı olarak bilinen  hastalık, bir otoimmün kronik enteropatidir. Sindirim bozukluğu ve emilim bozukluğu ile sonuçlanan bağırsak hasarı ve inflamatuar duyarlılığı artan bireylerin,  glüten tüketmesi sonucu ortaya çıkmaktadır. Glüten, buğday, çavdar, arpa gibi çok sayıda tahılda bulunan bir proteindir. Bu hassasiyet karşısında genetik yatkınlık söz konusudur  ve glüten diyeti yapmak gereklidir. Tanının konma yaş ortalaması 8.4 yıldır. Bu durum, birinci derece akrabasında var ise % 10 oranında yaygınlık gösteren kalıtsal bileşeni vardır.

 

Çölyak hastalığı, ilk glüten içeren gıdaların başlamasından sonra bebeklerde belirgin hale gelebilir. İsveçli bir bilim insanı olan Ivarrson (2002)[44], yaptığı bir çalışmada, çocuklara doğrudan ve/veya glüten içeren bebek mamaları verilmesi ile çölyak hastalığı vakalarının insidansında artış olduğunu bulmuştur. Çölyak hastalığının görülme sıklığı, 2 yıl düzenli anne sütü alan bebeklerde önemli ölçüde az olduğu saptanmıştır.

 

İnflamatuar Bağırsak Hastalığı

 

İltihaplı bağırsak hastalığı (IBD), bağırsağının vücudun bağışıklık reaksiyonunu kapsayan, idiyopatik bir hastalıktır.

 

IBD’nin başlıca iki türü vardır:

  • Ülseratif kolit – kolon ile sınırlı kronik inflamatuar bir hastalıktır.
  • Crohn hastalığı – ağızdan anüse kadar, gastro-intestinal sistemin herhangi bir bölümü içerebilir.

 

Hem ülseratif kolitin, hem de Crohn hastalığının yoğunluğunda ve şiddetinde bir dalgalanma vardır. Sonuç olarak, bağırsak yolunun mukoza zarının inflamasyonu, ülserasyon, ödem ve kanamaya eşlik eden sıvı ve elektrolit kaybıdır. Tanı, genellikle geç ergenlik döneminden 30-35 yaşa kadar; ancak ikinci bir kümede 60-70 yaş yetişkin grupta konur. Eğer ebeveynlerin birinde IBD var ise, çocuğun IBD geliştirme olasılığı % 5’tir. Bu hastalığın koşulları ve nedenleri oldukça çeşitlidir. Eğer bireyi etkileyen bir yatkınlık söz konusu ise ve hastalık sürecinde her hangi bir organizma ya da inek sütü gibi bir antijen, yani bir immün yanıtı tetikleyen bir uyarı var ise, hastalık uyarılır. Çeşitli çalışmalarda, IBD gelişme riskinin yapay beslenen bebeklerde, emzirilen bebeklere göre daha yüksek olduğunu bulunmuştur.[45]

 

Açıklayıcı hipotezler şunlardır:

  • Yapay beslenen bebeklerde daha yüksek oranda gastrointestinal enfeksiyonlar vardır,
  • Yapay beslenen bebekler, anne sütünün gastrointestinal mukoza uyarma, erken geliştirme ve olgunlaştırma üzerine etkilerinden mahrum kalır.
  • Bebek maması, antijen tepkisi için tetikleyicidir.

 

Obezite (Aşırı şişmanlık)

 

Obezite, kalp hastalığı, diyabet, hipertansiyon, bazı kanser ve erken ölüm gibi kronik hastalıklara yol açan ciddi bir durum olarak kabul edilmektedir. Obezitenin önlenmesi doğumda başlar ve büyük ölçüde seçilen besleme yöntemleri nedeniyle de olumsuz etkilenir. Anne sütü parametreleri, bebeğin  normal ve sağlıklı bir metabolizma geliştirmesi için gereklidir.

 

Yapay beslenmenin önemli ölçüde çocukluk çağında başlayan ve yetişkinlik döneminde de devam eden obezite ile ilişkili gösteren çok sayıda araştırma vardır. [46] Araştırma sonuçlarının meta-analizleri değerlendirildiğinde, erken dönemde yapay beslenmenin dozu ve fazla kiloluluk arasında artan risk ilişkisi kuvvetle desteklenmiştir. [47] [48] [49] [50]

  • Yapay bebek sütü ile beslenme veya erken sütten kesme,
  • 6. aydan önce yapay bebek beslenmesi ve/veya
  • Emzirilen bebeğin 6. aydan önce ek gıdalara başlaması,

 

Bazı araştırmalara göre, yaşam tarzı ve davranışı erken çocukluk döneminde gerçekleşen geçmişin büyük bir etkisi olduğunu ortaya koyar. Bu sonuç için sunulan fizyolojik ve davranışsal faktörler şunlardır:

 

1) Fizyolojik Faktörler:

 

Yapay beslenen bebeklerin anne sütüyle beslenen bebeklere kıyasla vücutlarındaki normal leptin seviyeleri yarı oranda düşüktür. Leptin, besinlerden alınan enerji metabolizmasını düzenleyen bir hormondur ve anne sütünde gerekli miktarda bulunur.[51] Ayrıca, emzirme enerji metabolizması üzerinde uzun vadeli etkileri olan insülin üretimini etkiler.[52]

 

Hem amniyon sıvısı hem anne sütü, fetüse ve bebeğe belli bir lezzet/tat ortamı sağlar. Bu ortam, sütten sonra tat tercihini ve gıda seçeneklerini etkiler. Böylece, gebelik ve emzirme sırasında annenin gıda tüketimi ve sağlıklı gıdaları alması, sütten kesildikten sonra bebek tarafından sağlıklı gıdaların kabulünü artırabilir.[53]

 

Anne sütü parametreleri, bebeklikte yüksek kilo oluşumunu azaltmak için bebeğin normal metabolizmasını ve kilo alımını düzenlenler. Bu, bebek mamasına göre anne sütünün nispeten düşük protein düzeyi ile birleştiğinde, daha sonraki yaşamında kilo alımını da (erken protein hipotezi) normal düzeylerde seyretmesine yardımcı olacaktır.[54]

 

  1. Davranışsal Faktörler:

 

Emziren anneler çocukları için daha sağlıklı gıdalar seçebilir. Çocuk büyüdükçe biberonla beslenen bebekler, emzirilen bebeklere oranla daha fazla enerji alımı ihtiyacı duyabiliyor. Anneleri hamilelik öncesinde obez olan bebeklerin, emzirilen bebeklere oranla eğer yapay beslenirlerse çok daha fazla kilolu olma riskleri vardır.[55]

 

Astım

 

Karşılaştırıldığında 2. aydan önce yapay bebek maması ile beslenen çocukların akciğer fonksiyonları anlamlı ölçüde, 4 ay ve üzeri emzirilen çocuklara oranla oldukça zayıftır.[56]

 

  • Bir bebeğin erken sütten kesilmesi, yeterli oranda anne sütü alamaması, akciğer gelişiminin ihtiyaç duyduğu insan sütündeki faktörlerin alınamaması  ve dolayısıyla da akciğer fonksiyonlarında zayıflamaya neden olduğu yeterli bir açıklama olabilir.
  • Anne sütünde bulunan faktörler, solunum kas gücünü, büyüme faktörlerini ve solunum alveol gelişimini olumlu etkiler.
  •  Anne sütü, vücuda alınan her türlü besinin kalıntı hacmini azaltan ve hücre sinyalizasyonunun (Sitokinler) kaybını önleyen faktörler içerir.
  • Alveoller doğumdan sonra da gelişmeye devam eder.[57]

 

Astım, hırıltılı solunum, alerjik rinit ve egzama ile birlikte devam eden ve dünya çapında artışı gözlemlenen alerjik bir hastalıklardır. Yapılan araştırmalarda, % 59’u sadece anne sütü ile beslenme oranına sahip bir toplumda bu alerjik durumlar, formül mama ile beslenen çocuklarda kısmen anne sütü ile beslene çocuklara oranla daha sık görülmekteydi. Bu araştırma 6 ay ve üzeri sadece anne sütüyle beslenen bebeklerin alerjik reaksiyonlara karşı ciddi bir biçimde korunduklarını ortaya koymuştur.[58]

 

Çoklu Skleroz

 

Multiple skleroz, merkezi sinir sisteminin bir idiyopatik inflamatuar bir hastalıktır. Bu lezyonlar, sinir yolları üzerinde gelişebilir. Bir otoimmün hastalık olan multiple skleroz, yaygın olarak optik sinir hücrelerinde, beyincikte, beyin sapında ve beyin sıvısında tahribata yol açar. Bu nöropsikolojik disfonksiyon birkaç yıl boyunca ilerler.

 

Esansiyel yağ asitleri, normal miyelin gelişimi için gereklidir. Multiple sklerozun önlenmesi, başta esansiyel yağ asitleri, mineraller ve vitaminler yoluyla mümkündür. Bu anlamda hamilelik ve çocukluk döneminde yeterli besin kaynağı sağlamak gereklidir.[59] [60]

 

Multiple skleroz için, “Emzirme muhtemelen en önemli önleyici faktördür” der Christensen (1975)[61]. Bir bebeğin beslenmesinde, doymamış yağ asitlerinin eksikliği, hayvansal yağların tüketimi, anne sütü eksikliği ve inek sütünü aşırı tüketmek, multiple sklerozun gelişmesini destekler.

 

Böylece anne sütü, normal, güçlü, dirençli miyelin gelişimi teşvik eder; anne sütünün eksikliği miyelin gelişiminin tam potansiyelini engeller ve inek sütü ile beslenme, miyelinin anormal ve düzensiz gelişmesine neden olur.

 

Çocukluk Kanserleri

 

Neyse ki çocukluk kanserleri nadirdir; ancak, nadir oranlar kesin sonuçlara ulaşmak için yapılan araştırmaları ve elde edilecek olan kaliteli sonuçları zorlaştırır. Araştırmacılar, yapay beslenme ile bağlantılı olan kanserleri şöyle sıralar:[62]

  • Lenfoblastik lösemi
  • Hodgkin lenfoma
  • Nöroblastom
  • Wilm tümörü

 

Bazı araştırmacılar çelişkili sonuçlar da bildirilmiştir. Araştırmalarda metodolojik kusurları yaygındır. En yaygın kusur ise, yeterince “anne sütü” varlığını tanımlamak üzerinedir. Birçok çalışmada sadece anne sütüyle beslenen kontrol grubunun olmaması, aynı zamanda tutarsız sonuçlar da ortaya koyabilir. Teorik açıklamada, yapay beslenen bebeğin anne sütü ile beslenen bebeğe oranla kansere yakalanma ihtimalinin pek çok anlaşılabilir ve makul nedeni olabilir.

 

Lenfomalar, immün sistemi zayıf olan çocuklarda yaygındır. Yapay beslenme modellerinin hiçbiri, anne sütünün sağladığı bağışıklık sistemi güçlendirme ve gelişimini koruma özelliklerini sağlamamaktadır. Enfeksiyonlar, lösemi ve Hodgkin hastalığı için bir risk faktörü olarak önerilmiştir. İnsan sütünde bulunan güçlü antimikrobiyal ve anti-enflamatuar aktivitesinin eksikliği, yapay beslenen bebeklerin enfeksiyonları daha şiddetli bir biçimde geçirdikleri deneyimini açıklar. Yapay sütle beslenen ve bu immünomodülatör korumaya sahip olamayan bebeklerin, enfeksiyonlar karşısında savunmasız modüllerini, sonrasında da kanserojen bileşikler karşısında da aynı ölçüde savunmasız yapacaktır.

 

Ayrıca, ana süt proteinlerinden biri olan alfa-laktalbümin, HAMLET[63] adı verilen, tümör hücrelerini öldüren bu madde, anne sütünde mevcuttur. Dolayısıyla, HAMLET anne sütü alan bebeğe karşılaştığı kanserojen bileşikler karşısında büyük bir avantaj sağlayacaktır.[64] [65]

 

(Davis, 2001),[66]

  • DNA insan sütünün koruma faktörlerinin yokluğunda zarar görmüştür. Bu anne sütü almayan çocuklarda görülmüştür. Dündaröz,[67]  anne sütü ile beslenen ve inek sütü ağırlıklı beslenen bebekler karşılaştırıldığında, yapay ve inek sütü ile beslenen bebeklerin periferik kan lenfositlerinin genetik hasarının düzeyinde önemli bir artış görüldüğünü rapor etmiştir.
  • En son çalışmalar, nöroblastom ve Wilm tümörü ile yapay beslenme arasında pozitif bir ilişki göstermiştir; yani, bebeklerde pediatrik kanser gelişimi izlenen 187 çocuğun onaylanan raporunda yapay beslenme kabul edilmiştir.[68] Yapay beslenmenin miktarı arttıkça bu kanserlerin gelişme olasılığı daha muhtemeldir. Yapay beslenmenin pediatrik kanser ile anlamlı bir ilişkisi olduğu ve kansere karşı koruma gelişiminin son derece zayıf olduğu kanıtlanmıştır.[69]

 

  1. ALERJİK HASTALIKLAR

 

Yapay Beslenme ve Anne Sütü

 

Anne sütü alan bebeklerle karşılaştırıldığında, yapay beslenen bebeklerin atopinin tüm biçimlerinin önemli ölçüde daha yüksek insidansı vardır.[70] Protein değeri hidrolize edilmiş hipoalerjenik yapay bebek sütleri mevcuttur; ancak, bunların alerjik reaksiyon riskini ortadan kaldıramadıkları rapor edilmiştir.[71]

Çocukluk alerjisi belirleyicileri:[72]

Aile Geçmişi Atopik Hastalıklarda Risk Faktörü
Atopi Yoksa                                             5 – 16%
Her İki Ebeveyn                                      40 – 60%
Her İki Ebeveynde Aynı Tip Atopi           50 – 80%
Bir Ebeveyn                                            20 – 40%
Atopik Anne                                                45%
Atopik Baba                                                33%
Tek Kardeş                                              25 – 35%
İki Birinci Derece Akraba                         40 – 45%

 

  • Kalıtsal – atopi için pozitif aile öyküsü en önemli belirleyicidir.
  • Yüksek kordon kanı IgE.
  • Annenin doğum öncesi ve sonrası sıgara kullanımı.
  • Yapay bebek sütü ile beslenme.
  • Çevresel faktörler (örneğin; ev tozu akarı, sigara dumanı, vb.).

 

Atopik hastalıklar:[73]

  • Astım
  • Ürtiker
  • Hırıltı kronik solunum hastalığı
  • Egzama
  • Gastrointestinal hastalık
  • Kolik
  • Rinit
  • Bağışıklık sistemi gelişiminde başarısızlık
  • Anafilaksi

 

Gıda Alerjisi

 

Her hangi bir gıdaya alerji geliştirmek, bağışıklık sisteminin bir yanıtıdır. Vücut, genellikle bir çeşit proteini zararlı algılayıp, savaşmak için hatalı bir antikor yanıtı başlattığı zaman meydana gelir.

 

Gıda ile ilk temas, vücudun immunoglobülin E (IgE) antikorlarını üretmesine neden olur. Vücudun gıda ile küçük bir miktar temasından, bir sonraki temasta vücudun bunu, hayati bir tehdit olarak algılayıp, alerjik bir reaksiyonu tetikleyerek, kan dolaşımında histemine ve diğer kimyasalları serbest bırakmak için vücutta tepkiye neden olmasıdır.

 

Bebeğin bağırsakları ilk aylarında çok hassastır. Çünkü, ilk aylarında bağırsak immatüritesi, vücuda alınan gıdaların istenmeyen moleküllerinin bağırsak duvarından geçerek kan dolaşımına girişi söz konusudur. Buna “Sızdıran bağırsak” denir; yani, bağırsaklar bir kevgir gibi geçirgen durumdadır.

İnek sütü, bebekleri en yaygın biçimde etkileyen tek alerjen olduğunu söyleyebiliriz. İnek sütündeki proteinler alerjendir, laktoz değil.[74] Annenin beslenmesindeki güçlü proteinler, sütüne geçebilir. Alerjik reaksiyon veya intolerans tepkileri bu proteinlerin bir sonucu olarak ortaya çıkabilir. Bebekler ve çocuklarda alerjik reaksiyonların % 90’ını gıdalar, inek sütü proteini, yumurta, fıstık, soya, fındık ağacı, balık ve buğday oluşturur.[75]

 

Ewing göre (2005)[76] inek sütü proteini alerjisi, 12 aydan küçük bebeklerin %3’ünü etkiler ve genellikle antijenler nedeniyle de reflü ya da kolik olarak yanlış teşhis edilir. IgE aracılı reaksiyonları olan bebekler, genellikle inek sütü ya da başka proteinlere karşı alerjik olmaya devam ederken, aynı zamanda astım semptomlarına neden olan çevresel alerjenler dahil olmak üzere diğer alerjenlere de tepki geliştirirler.

 

Atopik Hastalıkları Azaltmak

 

Kanada Pediatri Derneği’nin (CPS), Kanada Alerji Derneği ve Klinik İmmünoloji (2013)[77] arasında ortak bir çalışmaya göre aşağıdakiler tavsiye edilir:

  • Annenin hamilelik ve emzirme döneminde beslenmesinin, bebeğin alerjisini önlediğine dair bir kanıt yoktur ve annenin yetersiz beslenme riski yüzünden besin alımı (istisnalar hariç) kısıtlanmamalıdır.
  • Bebek yaşamının ilk altı ayı içinde sadece emzirilmelidir. Uzun vadeli (min.2 yıl) emzirme daha koruyucu olabilir.
  • Emziremiyorsanız yoğun hidrolize inek sütü bazlı formül mama kullanın. 6. Aydan itibaren herhangi bir özel yiyeceğin tadımını geciktirmeyin.
  • Mevcut araştırma, yeni tadılan bir gıdanın düzenli yenmesinin toleransı korumak için önemli olduğunu düşündürmektedir. Gıdanın bu ilk alımından önce, deri ya da kan testi önerilmemelidir.

 

  1. ANNE SÜTÜ VE GELİŞİM ÖZELLİKLERİ

 

İnsan yavrusu, doğarken dar bir pelvis içinden geçmek ve bu dar alana sığmak için biyolojik bakımdan olgunlaşmamış doğarlar. Sindirim sistemi, bağışıklık sistemi ve merkezi sinir sistemi aylar ve yıllar boyunca gelişmeye devam eder. Yenidoğan bir bebeğin beyin boyutu bir yıl sonunda iki katına ulaşacaktır ve tam haftasında doğan bir bebeğin beyni doğumdan sonra hızla gelişmeye devam eder. Preterm bebeklerde ise beyin büyümesi daha hızlı olur ve bu nedenle uygunsuz beslenme yolu ile zarar görme ihtimalleri daha büyük bir potansiyele sahiptir.[78]

 

Anne sütünün tüm bileşenlerinin ayrı bir görevi vardır ve bir bebeğin vücudundaki her sistemin optimal gelişimi için ayrı ayrı işlev görürler. Anne sütü bu sürede ve sonrasında büyümeyi, gelişmeyi ve özellikle entelektüel gelişmeyi de yönlendirir.[79]

 

BUNU BİR DÜŞÜNÜN!

İnsan sütü, kendi türünün yavrusunun gelişimsel ihtiyaçlarını karşılar. Diğer memeli türlerinin sütleri, onların farklı ihtiyaçlarını karşılamak için farklı bileşimlere ve işlevlere sahiptir. İnsan yavrusu, doğum ağırlığının iki katına ulaşması altı ay sürerken, örneğin buzağı, 47 gün içinde doğum ağırlığının iki katına çıkacaktır. İnek sütü kendi türünün bu hızlı fiziksel büyümesini kolaylaştırır; İnsan sütü ise, hızlı beyin gelişimini kolaylaştırır. Bu, normal bir optimum gelişmedir ve iki türün sütü de onların farklı büyüme ve gelişme amaçlarını karşılamak için biyokimyasal olarak farklıdır.

 

1921 yılında Lucas’ın[80] “Yapay bebek sütü ile beslenme nedeniyle bir entelektüel açığı” tarif edişi, bu konuda çok sayıda araştırmacıyı harekete geçirmiştir. Son olarak Gustafsson,[81] 6.5 yaş aralığındaki çocukların IQ değerlendirilmesine ilişkin bulgularını yayınladı:

 

Yapay beslenme veya Yapay bebek sütüne erken başlama önemli ölçüde;

  • Düşük Toplam IQ
  • Düşük Sözel Yetenek IQ
  • Düşük Performans IQ

 

Araştırmacılar, yapay beslenmesi gereken bu bebeklerin sütten almaları gereken maksimum faydanın ne olduğunu keşfetmek amacıyla ve yapay sütün kalitesini artırmak için açığın nedenini belirlemek amacıyla bu çalışmayı yapmışlardır.

 

Suni bebek sütlerinde eksik olan, uzun zincirli çoklu doymamış yağ asitleri (PUFA), dokosaheksanoik asit (DHA) ve arakidonik asit (ARA) anlamlı ölçüde eklendi. Fakat ne yazık ki, yapay beslenen bebeklerin entelektüel gelişim ihtiyaçlarının tamamlandığının henüz doğruluğu kanıtlanmış değildir.[82]

 

Diş Gelişimi Anomalileri

 

Emzirme eylemi, oral-yüz kasları ve çene gelişiminin en iyi şekilde kullanımını teşvik etmektedir. Dil hareketleri sayesinde damak gelişir ve böylece diş çıkarmak için uygun alanların oluşmasına izin verir. Viggliano (2004)[83] ve diş hekimleri arasındaki birçok araştırmacı, biberonla beslemenin ve emzik kullanımının (gıdasız emme) tıkanıklığı, açık ısırığı ve posterior çapraz ısırığı tetiklediğini kaydettiler.

 

Anne sütü şekeri dişlerin yüzeyine ve ağıza yerleşmez; bebeğin bağırsaklarında glikoz ve galaktoz içine laktaz enzimi tarafından bölünmüş olan laktozu gönderir. Sakaroz ise, diş çürümelerine neden olan ana şekerdir. Karbonhidratların diğer formları da diş çürüklerine yol açan bakteriyel fermantasyon için kullanılabilir koşulları sağlamaktadır. Ancak, prehistorik döneme ait kafataslarında ise, dişlerde hiçbir dizilim bozukluğu ve hiçbir diş çürüğü örneği bulunamamıştır. Diş çürüğü, doğumdan itibaren ya da 3. Aydan itibaren yapay sütle beslenen çocuklarda önemli ölçüde daha yüksek insidansa sahiptir.[84]

 

EMZİRMENİN ANNE ÜZERİNE ETKİLERİ

Emzirme, bebeğin sağlığını koruduğu gibi, annenin de sağlığını korumada önemli bir rol oynar. Çoğu insan yapay beslenmenin bebeklerin sağlığını nasıl etkilediğini örneklerle açıklamıştır; ancak, annenin kısa ya da uzun dönem emzirmesinin sağlığı üzerinde nasıl etkileri olduğuna dair araştırmalar azdır.

 

Demir Eksikliği Anemisi (Kansızlık)

 

Amerika’da yapılan bir çalışmada, postpartum (lohusa) dönemde demir eksikliği anemisi, bebeklerini yapay süt ile besleyen annelerde daha yaygın olarak belirtilmiştir.[85] Bu çalışmada postpartum anemi prevalansı emziren annelerde %7.2 oranında çıkarken, emzirmeyen ya da çok kısa bir dönem emziren annelerde %14.3 oranında çıkmıştır.[86] Ortalama Hb emzirmeyen annelerde, emziren annelerle karşılaştırıldığında  50 g/L daha düşük çıkmıştır.

Ayrıca, doğum sonrası artan regl kanaması ve kan kaybı, demir eksikliği anemisinin en önemli faktördür.

 

Emziren Yapay Besleyen Yorumlar
Loşi Normal: 12 gün ve üzeri[87] Yüksek: 24 gün ve üzeri[88] Emzirme ve dolayısıyla oksitosin yokluğu sinyalleri ve rahim kasılmasını azaltır
Rahim Boyu Normal Büyük Oksitosin eksikliği involüsyonunu uzatır; Uzun süreli involisyon enfeksiyon riskini artırır[89]

 

Regl Kanaması Amenora (Regl Olmama)                       >6 hafta; genellikle >6 ay 4-6 Hafta Tekrar erken kanama toplamda daha fazla kan kaybına neden olur
Demir İhtiyacı Amenoraya oranla azalır Artar Menstruasyon, demiri tüketir. Emziren annenin demir kaybı, menstrüasyonda kaybettiğinin yarısıdır.[90]
Ferritin 6 Aydan az[91]
Anemi Daha yaygın Doğum sonrası artan kan kaybı ve adet kanamasının erken tekrarlanması

 

 

Gebelikten Korunma

 

Güvenilir doğum kontrolü çoğu çift için büyük önem taşımaktadır. Plansız bir gebeliğin gerçekleşme olasılığı % 50[92] oranında tahmin edilmektedir. Plansız gebelik, çiftin ilişkisi, mali durum ve psikolojik durumu üzerinde bir baskı kurabilir. Annenin sağlığı da en az 3 yıl çocuklar arasında yaş aralığı vermeye uygundur.

 

Laktasyonel Amenora (Emzirme döneminde adet gecikmesi) izleme, yüzyıllar boyunca geleneksel kültürlerde bir doğum kontrol biçimi olarak kullanılmaktadır. Gelişmiş ülkelerde ise çiftler, sağlık hizmetleri içinde bu konuda destek almaktadırlar.

 

Emzirmek, yumurtlamayı engelleyerek amenoreye neden olmaktadır ve doğal yolla bir doğum kontrolü sunmaktadır.[93] [94] Emzirme döneminde regl gecikmesi yaşayan annede yumurtlama, ilk luteal fazda normal olmayan endokrin profilinin doğumdan sonra 6 ay içinde normale dönmesi beklenir.[95] Emzirme, çoğu kadın için son derece etkili ve yan etkileri olmayan, üstelik ücretsiz bir doğum kontrolü sağlar.[96]

 

1988 yılında Bellagio, İtalya’da toplanan uluslararası bir grup bilim adamı, fertilite üzerine emzirme etkisi ile ilgili bilimsel kanıtları gözden geçirdiler. Onlar bir takım aile planlaması yöntemleri kullanarak değil, tamamen yeni doğum yapmış emziren kadınların, doğumdan sonraki ilk altı ay içinde %2’den daha az gebelik riski yaşama olasılığı olduğu sonucuna varmıştır. Kurallarına göre kullanıldığında ilk 6 ay için %99-100 etkinliği kanıtlanmıştır.  Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde o tarihten beri, Laktasyonel Amenore Yöntemi (LAM) kabul edilmiştir.[97]

 

Kilo Kontrolü

 

Gebelik sırasında kilo alımı normaldir. Gebelikte normal bir kilo alışının yaklaşık % 25’i annenin yağ depolarına (örneğin ~ 3.2kg) atfedilir. Emzirmeye erken başlandığında, yağ mobilizasyonu kolayca hızlanır.[98] Kilo, gebelik döneminde artabilir, ancak doğumdan sonra hızla kaybedilir. Sağlıklı bir gebelikte kilo artışı 12kg olarak belirtilir.[99] Yapılan bazı araştırmalara göre, bebeklerini emzirmeyen/yapay besleyen kadınların beş yıl sonra ciddi bir biçimde daha kalın bir bel çevresi ve vücut yüzdesinde daha çok birikmiş yağ fazlalığı olduğu bulunmuştur.[100]

 

Bir çalışmaya göre de, bebeklerini karışık besleyen annelerde fiziksel aktivite daha yüksek ve kalori tüketimi daha düşük olduğu gösterilmiştir. Ancak, buna rağmen onlar, emziren annelere oranla 3. aydan sonra daha kilo kaybettikleri görülmüştür.[101]

Dewey, en az 3 ay emziren kadınlar ile 12 ay ve daha uzun emziren kadınların kilo kayıplarını karşılaştırmıştır. Kilo kaybı, 1-12 ay arası emziren kadınlarda, 3-6 ay arası emziren kadınlara oranla anlamlı olarak, 2.4kg kadar  daha fazla olduğunu söylemektedir. [102]

Yine bir araştırmada 6 ay ve üzeri emziren bir annenin ne gibi besin takviyelerine ihtiyacı olduğu araştırılmış,[103] aşağı yukarı 6 aya kadar ortalama ek besin alımı: enerji, vitamin A, kalsiyum ve demir olarak önerilen beslenme yardımı ile bunun sadece % 0,1-6,0 oranında emzirmeye destek olduğu anlaşılmıştır. Özellikle, 6 ay boyunca regl olmamak vücutta ciddi oranda demir kompozisyonunu korumaktadır.

 

Yapılan çalışmalar sonucunda, çeşitli koşullarda başarılı bir emzirme için şu süreçlere izin verilebileceği gösterilmiştir:

  • Vücut yağlarını harekete geçirmek,
  • Gıda alımının artırılması,
  • Enerji tüketimi azaltılabilir,
  • Süt miktarında ve kompozisyonunda değişim.[104]

 

Osteoporoz

 

Gebelik ve emzirme dönemi, annenin kemik mineral yoğunluğunun kaybından ve kalsiyum homestas değişikliklerden sorumlu olabilir. Fetal dönemde bebeğin kemik büyümesi zirvede olduğundan annenin çoğu kemik kaybı gebeliğin ikinci ve üçüncü üç ayında ortaya çıkabilir. Bu yaklaşık olarak 25-30 gram kalsiyum (% 2-3 total vücut kalsiyum içeriği) tutarındadır. Gebelik sonrasında, anne süt üretimi sırasında günde 300-400mg kalsiyum kaybetmeye devam eder.[105]

 

Bu kemik kaybı değişiklikleri emzirmeden sonra durur ve emzirmeden sonra  iskelet sitelerinde kemik mineral yoğunluğu kısa bir sürede, doğumdan sonra ölçülen yoğunluktan daha hızlı bir miktarda artar.

 

Kemik mineral içeriğindeki yoğunluk, doğumdan sonra emzirmeyen annede azalmaz. Yapılan çalışmalarda, 0 ve 5 gebelik sayısı olan ve 96 aya varan emzirme süresi geçiren kadınlar arasında yapılan bir karşılaştırma da, menopoz sonrasında düşük kemik mineral yoğunluğuna sahip kadınların, ne gebelik sırasındaki kemik mineral değerleriyle, ne de emzirme dönemindeki değerlerle herhangi bir ilişki olduğunu göstermemiştir.[106]

 

 

Emzirme döneminde alınan kalsiyum takviyeleri bu süreci etkiler mi?[107]

İngiltere Cambridge’de ve Afrika Gambiya’da yapılan bir çalışmada, çift-kör kontrol grubu oluşturulmuş ve plasebo uygulayarak, emzirme döneminde kalsiyum ihtiyacı üzerine bir karşılaştırma yapılmıştır.

  • Cambridge kadınlarının beslenme alışkanlıkları yüksek kalsiyum alımına sahiptir. Fakat bu çalışma, kalsiyum alımı ile kemik mineral kaybı arasında bir korelasyon olduğunu göstermiştir.
  • Gambiya kadınlarının ise beslenme alışkanlıkları düşük kalsiyum alımına işaret etmektedir. Ancak, düşük kalsiyum alarak beslenen bu kadınlarda bile emzirme dönemiyle ilişkili olarak iskelet yapılarında her hangi bir değişiklik gözlemlenmemiştir.
  • Sonuç: normalin üzerinde kalsiyum takviyesi almanın emzirme döneminde annenin kemik yoğunluğu üzerinde hiçbir etkisi yoktur.

 

İnsan sütündeki mineral yoğunluğu oldukça düşüktür. Ancak bu minerallerin emilimi, metabolizmayı ve boşaltımı etkileyebilen, çok yüksek biyo-yararlanımı ve diğer besinlerle ilişkileri vardır. Bir annenin emzirme döneminde, bilinenin aksine fazladan kalsiyum almasına kesinlikle ihtiyaç yoktur. Çünkü, anne sütündeki kalsiyum konsantrasyonu trabekular kemik metabolizmasından (omurga ve uzun kemiklerin ucu) gelir ve idrarla da atılır. Ayrıca anne sütünün miktarı ve kalsiyum değerleri arasında hiçbir ilişki yoktur. Anne sütündeki kalsiyum konsantrasyonu, bölgeden bölgeye, toplumdan topluma hatta anneden anneye bile farklılıklar gösterebilir. Bu farklılığın en önemli nedeni, bazı annelerin kendi vücutlarında son derece düşük kalsiyum değerlerine sahip olmalarıdır. Eğer bir annenin kemik kalsiyum oranı normal ise, sütündeki değerler de normal olacaktır. Bu normal değerler için, bir yetişkinin günlük alması gereken kalsiyum oranından fazlasına ihtiyaç yoktur. Ayrıca, emzirme döneminde bir annenin yüksek kalsiyum kaybettiği ve bunu tamamlaması gerektiği düşünülür.

 

Ancak bunun aksine, bir grup genç anne arasında yapılan bir araştırmada,[108] emziren annelerin kemik yoğunluğu, emzirmeyen annelere oranla yıllar geçtikten sonra dahi, çok daha yüksek çıkmıştır. Bu sonuç, vücuttaki kalsiyum yapılarının emzirmekle kaybedilemeyeceğini, başka faktörlerden etkilenebileceğini açıkça göstermektedir.

 

 

Diyabet

 

Tip 1 diyabet

 

Tip 1 diyabeti (insüline bağımlı şeker hastalığı) olan annelerin, bebeklerini, emzirmeye başladıklarında çoğunlukla emzirmemeyi ve yapay beslemeyi seçerler. Oysaki bu durumda risk daha fazladır.[109] Bu nedenle de, emzirme süresinin bu grup arasında annelerde kısa olması muhtemeldir.

 

Tip 1 diyabeti olan anne emzirebilir. Çünkü günlük gereksinim duyduğu insülin miktarına, emzirme sırasında artan glukoz sonucunda ihtiyacı azaltılır. Bu durum da aslında emzirmeyi tercih etmemenin, annenin sağlığı üzerine nasıl etki yapacağına bir örnektir.[110]

 

Tip 2 diyabet

 

Tip 2 diyabet, emzirmeyen kadınlarda daha sık görülür. Stuebe’nin verilerine göre, özellikle emzirme ve emzirme sürelerinin pariteleri tarafından sınıflandırılmış, her gebelikte gerçekleşen emzirme uzunluğu ve yoğunluğu diyabet riski ile yakından ilişkilidir.[111]

 

Bulgular Şunlardır:

  • Bebeklerin sadece anne sütü ile beslenmesi, her geçen yıl azalan toplam risk ile ilişkilidir.
  • Her gebelikte emzirme süresinin uzun olması daha büyük bir fayda ile ilişkili bulunmuştur. Örneğin: Sadece bir çocuğunu bir yıl emzirdiğinde yaşa bağlı diyabet riski % 24 azalırken, iki çocuk arasında paylaştırılmış bir yıllık toplam emzirme süresine göre, % 44 azalma vardır.

 

Gestasyonel (gebelik) diyabet

 

Gestasyonel diyabet, genellikle doğumdan sonra düzelir ancak gestasyonel diyabetten etkilenen kadınların yaşamlarının ilerleyen dönemlerinde, Tip 2 diyabete yakalanma olasılıkları riski vardır. Gestasyonel diyabeti olan kadınlar emzirmedikleri takdirde, (diyet ile tedavi edilen grup ve gebelikte insülin ihtiyacı olan grup) emziren gestasyonel diyabeti olan kadınlara oranla, postpartum dönemde erken diyabete yakalanma riskleri iki katı fazladır. [112]

 

McManus ve arkadaşları, gebelik diyabeti olan kadınlar üzerinde yaptıkları bir araştırmada, bebeklerini yapay sütle besleyen kadınların, bebeğini minimum  3 ay boyunca emziren kadınlarla karşılaştırıldıklarında, zayıf pankreatik beta hücre fonksiyonu olduğunu bulmuşlardır.[113]

 

Meme Kanseri

 

Meme kanseri vakalarında yükselen küresel mortalite ve morbidite insidansı,  hastalığının etiyolojik faktörlerinin araştırılması yönünde yoğun çabalara yol açmıştır. Hastalığın insidansı, en önemli artışın sanayileşmiş ülkelerde yaşandığını ortaya koymaktadır; örneğin, son yıllarda Fransa’da her yıl bazında, 41.000 yeni meme kanseri vakası kaydedilmektedir.[114] Uluslararası çerçevede, hastalığın görülme sıklığındaki değişimlerde, çevresel faktörlerin önemli bir rolü olduğunu ve mevcut kanıtlara göre, aynı zamanda ömür süresi ve östrojen dengesinin uyumsuzluğunun kritik bir faktör olabileceğini göstermektedir.[115]

 

Emzirme, östrojen ve progesteron reseptörlerine pozitif sinyal ve oluşabilecek tümörlere de negatif sinyal gönderir. Östrojen  ve progesteron reseptörlerine ulaşan pozitif sinyal, tümör riskinde azalma ile ilişkilendirilirken, tümör riskinden korunma için farklı bir mekanizma geliştirir. Özellikle, erken dönemde yaşanan ilk gebelik ve uzun emzirme süresi sayesinde, meme kanserine yakalanma risk faktörleri azalmaktadır.[116]

 

Özellikle, Gama Aminobütirik Asit (GABA) gen ekspresyonu, meme kanserlerinin olgunlaşmamış (farklılaşmamış) hücre tipinde ve kısa süreli emzirme öykülerinde riski önemli ölçüde arttırır.[117]

 

Meme kanserinde hormonel faktörlerin incelendiği bir grup üzerine yapılan bir çalışmada (2002)[118]  30 ülkeden 47 epidemiyolojik örnek incelenmiş ve “Uzun süre emziren kadınların” meme kanserine karşı daha güçlü bir korunmaya sahip oldukları sonucuna varılmıştır. Varılan bu sonuç, emzirme sürelerinin kısa olduğu gelişmiş ülkelerde, neden meme kanseri insidansının yüksek olduğunun anlaşılmasına katkı sağlamıştır. Bu anlamda gelişmiş ülkelerdeki, 70 yaş civarında 100 kadın incelendiğinde, %2.7-6.3’ünün ortalama doğum sayısı ve ardından yapay besleme oranları göz önünde bulundurulduğunda, yaşamları boyunca hiç emzirmedikleri düşünülürse, bu gelişmiş ülkelerde bilinen oranda meme kanseri kümülatif insidansının, iki kattan fazla olduğu tahmin edilmektedir. Yapay besleme ve meme kanseri insidansı arasındaki ilişkinin, bu tahmini artışın neredeyse üçte ikisi için söylenebileceğini ön görmek mümkündür. Aile öyküsünde meme kanseri olan kadınlar, eğer yaşamlarında hiç emzirmedilerse premenopozal meme kanserine yakalanma riskleri, yaklaşık % 60 oranında artar. Aile öyküsünde meme kanseri olan kadınlar için emzirmek, meme kanseri riskini azaltmak için alınan olumlu bir aksiyon olabilir.[119]

 

Ayrıca, HAMLET olarak bilinen anne sütü proteini-laktalbümin kompleksinin, aynı zamanda kanser hücrelerine karşı memeyi korumada önemli bir rol oynayabileceği düşünülmektedir.[120] [121]

Yumurtalık ve Rahim Kanseri

 

Yumurtalık Kanseri

 

Üreme ve hormonel öykü, açıkça yumurtalık kanseri riskini modüle etmektedir. Hiç doğum yapmamış (Nulliparite) olmak, sürekli olarak yumurtlama anlamına geldiğinden, bölgede tümör gelişme olasılığını artırır. Gebelik, emzirme ve oral kontraseptif kullanımı (doğum kontrol hapları), koruyucu faktörler olarak yumurtlamayı askıya alan tüm koşulları kapsar. Aynı zamanda, kalıtsal faktörler de yumurtalık kanseri vakalarının % 10’unu oluşturmaktadır. [122]

 

Endometriyal (Rahim) Kanseri

 

Rahim kanseri riski, endojen ve/veya eksojen östrojen stimülasyonundaki artışla ve östrojenin progesteron tarafından baskılanmasıyla, östrojen seviyelerinin etkilenmesiyle ilgilidir. Emzirme sırasında, endojen östrojene maruz kalma seviyelerinin azalması, progesteronun etkisinden daha güçlüdür; bu anlamda emzirmenin, rahim kanseri riskini azaltabileceği düşünülmektedir.[123]

 

Bu alanda çalışan pek çok araştırmacı, uluslararası bazda yaptıkları çalışmalarda, kadınların yaşamları boyunca hiç emzirmemelerinin, rahim (Endometriyal) kanseri riskini arttırdığı sonucuna varmışlardır.[124]

 

ANNE SÜTÜ DIŞINDAKİ BESLEME ALTERNATİFLERİ

 

Anne sütü yerine bebek mamalarının kullanılması, büyük ölçekli tanıtımlar yoluyla sadece son 3 – 4 kuşaktır yaygınlaşmıştır.

 

Gelişmiş ülkelerdeki toplumlar, bilgi ve inanç arasında sıkışıp kalırlar. Onlar, “Anne sütü en iyisidir” retoriğini bilirken, yapay bebek mamaları ve anne sütü arasında çok az fark olduğuna inanmayı seçerler. Ancak, şu çok iyi bilinmelidir ki; uluslararası düzeyde kapsamlı bir şekilde yapılan tüm çalışmalar, yapay bebek mamalarının asla anne sütü yerine geçemeyeceğini, anne sütünün bir alternatifi olmadığını ve anne sütünün olağanüstü faydalarının son derece az bir oranına sahip olduklarını bize açıkça göstermektedir. Eğer gerçekten bir zorunluluk yok ise, bebekler mümkün olduğunca yapay bebek mamalarıyla beslenmemelidirler.

 

Anne Sütü Yok ise!

 

Anne sütü alamayan bebekler için inek sütü, keçi sütü, soya sütü, badem ve pirinç sütü başkaca süt kaynakları olarak türetilebilir. Bu kaynaklardan üretilen ürünlerin içinde bulunan ve/veya ilave edilen bileşenlerin değiştirilmesi ve asimile edilmesi yoluyla bebeğin yapısına uygun hale getirmek, son derece karmaşık bir süreçtir.

 

Bu ürünler, anne sütü ile beslenen çocukların optimum büyüme özellikleri ile karşılaştırıldığında, mama alan çocukların da buna uygun normal bir büyüme ve gelişim özellikleri gösterebilmesi için değiştirilir ve farklı tipte bir takım bileşenler ilave edilir; böylelikle, normal büyüme hızına uygun hale getirilmeye çalışılır.

 

Yapay bebek mamalarının kısa ve uzun vadeli etkileri dikkate alınmadan, özellikleri, Minchin (2007)[125] tarafından “Bebek Formül Mamaları: Perinatoloji Bakım Grubunda, Kontrolsüz Bir Deneme” başlığıyla tanıtıldı. Bu çalışmada Londra’nın ünlü Çocuk Sağlığı Enstitüsü’nde kıdemli bir öğretim üyesi bir Ebrahim şöyle bir açıklama yapmıştır:[126]

 

“Yapay beslenme çok sayıda riskleri beraberinde taşır. Yapay beslenen bebekler, anne sütü alan bebeklerden biyolojik olarak farklıdır. Kan değerleri, anksiyeteye neden olacak kadar yüksek seviyelerde bazı farklı amino asit modelleri taşır. Ayrıca, onların vücut yağ bileşimleri de farklıdır. Bunlar, diğer memeli türlerinin neonatal dönemde maruz kalmadığı çeşitten karbonhidratlarla beslenir (Yani, insanların dışındaki memeliler, kendi türleri dışındaki memelilerin sütlerini almaz). Yapay beslenen bebeklerin, yüksek plazma osmolitesi, üre ve elektrolit düzeyleri vardır. Onlar, immünolojik tepkimeye yabancı olan proteinlere büyük miktarda maruz kalırlar. Ayrıca, insan sütünde bulunan çeşitli bağışıklık faktörlerinden de yoksun kalırlar. Bütün bu faktörler, bilinen riskler ve bilinmeyen risklerin doğası doğrultusunda, her zaman bebeklerin emzirilmesi yönünde karar alınması gerekir”.

 

Üreticiler, araştırmacılar ve sağlık uzmanları modifiye sütleri tanıtırken değişik tanımlara başvurur:

  • Bebek maması
  • Yapay bebek sütü (ABM)
  • Anne sütü yerine
  • Yapay formül (AF)
  • Toz bebek mamaları (PIF)

 

Bebek beslenmesi ile ilgili tüm bu sütlerin, üreticiler tarafından imal edilen ticari ürünler olduklarını ve insan türüne uygun formlar içermediklerini hatırlamak önemlidir.


[1] Hanson L. (2004) Immunology of Human Milk: How breastfeeding protects babies Amarillo, TX: Pharmasoft Publishing

[2] A.g.y.

[3] Goldblum RM, Goldman AS, Garza C, et al. (1982) Human milk banking. II. Relative stability of immunologic factors in stored colostrum. Acta Paediatr Scand. 71:143-44

[4] Li R, Dee D, Li CM, Hoffman HJ, Grummer-Strawn LM. (2014) Breastfeeding and risk of infections at 6 years. Pediatrics.http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/25183750

[5] Dewey KG, Heinig MJ, Nommsen-Rivers LA. (1995) Differences in morbidity between breast-fed and formula-fed infants. J Pediatr 126(5 Pt 1):696-702

[6] Dewey KG, Heinig MJ, Nommsen-Rivers LA. (1995) Differences in morbidity between breast-fed and formula-fed infants. J Pediatr 126(5 Pt 1):696-702

[7] Heinz Sight: Infant Nutrition Newsletter (2001-02) Heinz 58

[8] Kramer MS, Chalmers B, Hodnett ED, et al. (2001) Promotion of Breastfeeding Intervention Trial (PROBIT): a randomized trial in the Republic of Belarus. JAMA 285(4):413-420 http://jama.ama-assn.org/cgi/content/full/285/4/413

[9] Dewey KG, Heinig MJ, Nommsen-Rivers LA. (1995) Differences in morbidity between breast-fed and formula-fed infants. J Pediatr 126(5 Pt 1):696-702

[10] Heinz Sight: Infant Nutrition Newsletter (2001-02) Heinz 58

[11] McElroy SJ, Castle SL, Bernard JK, Almohazey D, Hunter CJ, Bell BA, Al Alam D, Wang L, Ford HR, Frey MR. (2014) The ErbB4 Ligand Neuregulin-4 Protects against Experimental Necrotizing Enterocolitis. Am J Pathol. http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/25216938

[12] Yeo SL. (2006) NICU update: state of the science of NEC. The Journal of perinatal & neonatal nursing 20(1):46-50

[13] Stout G, Lambert DK, Baer VL, et al. (2008) Necrotizing enterocolitis during the first week of life: a multicentered case-control and cohort comparison study. Journal of perinatology : official journal of the California Perinatal Association 28(8):556-60

[14] Gregory KE. (2008) Clinical predictors of necrotizing enterocolitis in premature infants. Nursing research 57(4):260-70

[15] Hunter CJ, Petrosyan M, Ford HR, Prasadarao NV. (2008) Enterobacter sakazakii: an emerging pathogen in infants and neonates. Surgical infections 9(5):533-9 http://www.pubmedcentral.nih.gov/articlerender.fcgi?tool=pubmed&pubmedid=18687047

[16] el-Mohandes AE, Picard MB, Simmens SJ, Keiser JF. (1997) Use of human milk in the intensive care nursery decreases the incidence of nosocomial sepsis J Perinatol 17(2):130-4

[17] Victora CG, Smith PG, Vaughan JP, et al. (1987) Evidence for protection by breast-feeding against infant deaths from infectious diseases in Brazil. Lancet 2(8554):319-22

[18] Cesar JA, Victora CG, Barros FC, Santos IS, Flores JA. (1999) Impact of breast feeding on admission for pneumonia during postneonatal period in Brazil: nested case-control study BMJ 318(7194):1316-20 http://bmj.bmjjournals.com/cgi/content/full/318/7194/1316

[19] Wright AL, Holberg CJ, Martinez FD, Morgan WJ, Taussig LM. (1989) Breast feeding and lower respiratory tract illness in the first year of life Group Health Medical Associates BMJ 299(6705):946-9

[20] Oddy WH, Sly PD, de Klerk NH, Landau LI, Kendall GE, Holt PG, Stanley FJ. (2003) Breast feeding and respiratory morbidity in infancy: a birth cohort study Arch Dis Child 88(3):224-8 http://adc.bmjjournals.com/cgi/content/full/88/3/224

[21] Heinz Sight: Infant Nutrition Newsletter (2001-02) Heinz 58

[22] Riordan J. (2005) Breastfeeding and Human Lactation (3rd ed) Massuchusetts: Jones & Bartlett

[23] Hanson L. (2004) Immunology of Human Milk: How breastfeeding protects babies Amarillo, TX: Pharmasoft Publishing

 

[24] Dewey KG, Heinig MJ, Nommsen-Rivers LA. (1995) Differences in morbidity between breast-fed and formula-fed infants. J Pediatr 126(5 Pt 1):696-702

[25] Heinz Sight: Infant Nutrition Newsletter (2001-02) Heinz 58

[26] Hanson L. (2004) Immunology of Human Milk: How breastfeeding protects babies Amarillo, TX: Pharmasoft Publishing

[27] Marild S, Hansson S, Jodal U, Oden A, Svedberg K. (2004) Protective effect of breastfeeding against urinary tract infection ActaPaediatr 93(2):164-8

[28] Levy I, Comarsca J, Davidovits M, et al. (2009) Urinary tract infection in preterm infants: the protective role of breastfeeding. Pediatric nephrology (Berlin, Germany) 24(3):527-31

[29] Hanson LA. (2004) Protective effects of breastfeeding against urinary tract infection Acta Paediatrica (Oslo, Norway: 1992) 93(2):154-156

[30] Ghaemi S, Fesharaki RJ, Kelishadi R. (2007) Late onset jaundice and urinary tract infection in neonates. Indian journal of pediatrics74(2):139-41

[31] McVea KL, Turner PD, Peppler DK. (2000) The role of breastfeeding in sudden infant death syndrome J Hum Lact 16:13-20

[32] McVea KL, Turner PD, Peppler DK. (2000) The role of breastfeeding in sudden infant death syndrome J Hum Lact 16:13-20

[33] Vennemann MM, Bajanowski T, Brinkmann B, et al. (2009) Does breastfeeding reduce the risk of sudden infant death syndrome? Pediatrics 123(3):e406-10

[34] Horne RS, Parslow PM, Ferens D, Watts AM, Adamson TM. (2004) Comparison of evoked arousability in breast and formula fed infants. Archives of disease in childhood 89(1):22-5 http://www.pubmedcentral.nih.gov/articlerender.fcgi?tool=pubmed&pubmedid=14709496

[35] McVea KL, Turner PD, Peppler DK. (2000) The role of breastfeeding in sudden infant death syndrome J Hum Lact 16:13-20

[36] Akobeng AK, Heller RF. (2007) Assessing the population impact of low rates of breast feeding on asthma, coeliac disease and obesity: the use of a new statistical method. Archives of disease in childhood 92(6):483-5

[37] Borch-Johnsen K, Joner G, Mandrup-Poulsen T, et al. (1984) Relation between breast-feeding and incidence rates of insulin-dependent diabetes mellitus. A hypothesis. Lancet 2(8411):1083-6

[38] Malcova H, Sumnik Z, Drevinek P, Venhacova J, Lebl J, Cinek O. (2006) Absence of breast-feeding is associated with the risk of type 1 diabetes: a case-control study in a population with rapidly increasing incidence Eur J Pediatr 165(2):114-9

[39] Perez-Bravo E, Carrasco E, Guitierrez-Lopez MD, Martinez MT, Lopez G, de los Rios MG. (1996) Genetic predisposition and environmental factors leading to the development of insulin-dependent diabetes mellitus in Chilean children J Mol Med 74:105-109

[40] Gerstein HC. (1994) Cow’s milk exposure and type 1 diabetes mellitus. A critical overview of the clinical literature. Diabetes Care 17:13-19

[41] Hummel S, Winkler C, Schoen S, et al. (2007) Breastfeeding habits in families with Type 1 diabetes Diabet Med 24(6):671-6

[42]Hummel S, Hummel M, Knopff A, Bonifacio E, Ziegler AG. (2008) [Breastfeeding in women with gestational diabetes] Deutsche medizinische Wochenschrift (1946) 133(5):180-4

[43] A.g.y.

[44] Ivarsson A, Hernell O, Stenlund H, Persson LA. (2002) Breast-feeding protects against celiac disease. The American journal of clinical nutrition 75(5):914-21 http://www.ajcn.org/cgi/content/full/75/5/914

[45] Davis MK. (2001) Breastfeeding and chronic disease in childhood and adolescence Pediatr Clin North Am 48(1):125-41

[46] Baker JL, Michaelsen KF, Rasmussen KM, Sorensen TI. (2004) Maternal prepregnant body mass index, duration of breastfeeding, and timing of complementary food introduction are associated with infant weight gain. Am J Clin Nutr 80(6):1579-88

[47] Harder T, Bergmann R, Kallischnigg G, Plagemann A. (2005) Duration of breastfeeding and risk of overweight: a meta-analysis Am J Epidemiol 162(5):397-403

[48] Kalies H, Heinrich J, Borte N, et al. (2005) The effect of breastfeeding on weight gain in infants: results of a birth cohort study Eur J Med Res 10(1):36-42

[49] Li C, Kaur H, Choi WS, Huang TT, Lee RE, Ahluwalia JS. (2005) Additive interactions of maternal prepregnancy BMI and breast-feeding on childhood overweight Obes Res 13(2):362-71

[50] von Kries R, Koletzko B, Sauerwald T, von Mutius E, Barnert D, Grunert V, von Voss H. (1999) Breast feeding and obesity: cross sectional study. BMJ (Clinical research ed.) 319(7203):147-50 http://www.pubmedcentral.nih.gov/articlerender.fcgi?tool=pubmed&pubmedid=10406746

[51] Savino F, Nanni GE, Maccario S, et al. (2004) Breast-fed infants have higher leptin values than formula-fed infants in the first four months of life J Pediatr Endocrinol Metab 17(11):1527-32

[52] Lucas A, Sarson DL, Blackburn AM, et al. (1980) Breast vs Bottle: endocrine responses are different with formula feeding Lancet1:1267-69

[53] American Heart Association, Gidding S, Dennison B, et al. (2006) Dietary Recommendations for Children and Adolescents: A guide for practitioners Pediatrics 117:544-559

[54] Koletzko B, von Kries R, Closa R, et al. (2009) Can infant feeding choices modulate later obesity risk? The American journal of clinical nutrition 89(5):1502

[55] Li C, Kaur H, Choi WS, Huang TT, Lee RE, Ahluwalia JS. (2005) Additive interactions of maternal prepregnancy BMI and breast-feeding on childhood overweight Obes Res 13(2):362-71

[56] Guilbert GW, Stern DA, Morgan WJ, et al. (2007) Effect of Breastfeeding on lung function in childhood and modulation by maternal asthma and atopy Am J Respir Crit Care Med 176:843-48

[57] A.g.y.

[58] Bener A, Ehlayel MS, Alsowaidi S, Sabbah A. (2007) Role of breast feeding in primary prevention of asthma and allergic diseases in a traditional society. European annals of allergy and clinical immunology 39(10):337-43

[59] Christensen JC. (1975) Multiple sclerosis: some epidemiological clues to etiology Acta Neurol Latinoam 21(1-4):66-85

[60] Pisacane A, Impagliazzo N, Russon M, et al. (1994) Breastfeeding and multiple sclerosis BMJhttp://www.bmj.com/cgi/content/full/308/6941/1411

[61] Christensen JC. (1975) Multiple sclerosis: some epidemiological clues to etiology Acta Neurol Latinoam 21(1-4):66-85

[62] Hanson L. (2004) Immunology of Human Milk: How breastfeeding protects babies Amarillo, TX: Pharmasoft Publishing

[63] Aits S, Gustafsson L, Hallgren O, et al. (2009) HAMLET (human alpha-lactalbumin made lethal to tumor cells) triggers autophagic tumor cell death. International journal of cancer. Journal international du cancer 124(5):1008-19

[64] Hanson L. (2004) Immunology of Human Milk: How breastfeeding protects babies Amarillo, TX: Pharmasoft Publishing

[65] Hallgren O, Aits S, Brest P, et al. (2008) Apoptosis and tumor cell death in response to HAMLET (human alpha-lactalbumin made lethal to tumor cells). Advances in experimental medicine and biology

[66] Davis MK. (2001) Breastfeeding and chronic disease in childhood and adolescence Pediatr Clin North Am 48(1):125-41

[67] Dündaröz R, Aydin HI, Ulucan H, Baltaci V, Denli M, Gökçay E. (2002) Preliminary study on DNA damage in non breast-fed infants. Pediatrics international : official journal of the Japan Pediatric Society 44(2):127-30

[68] Daniels JL, Olshan AF, Pollock BH, Shah NR, Stram DO. (2002) Breast-feeding and neuroblastoma, USA and Canada. Cancer causes & control : CCC 13(5):401-5

[69] Ortega-Garcia JA, Ferris-Tortajada J, Torres-Cantero AM, et al. (2008) Full breastfeeding and paediatric cancer J Paediatr Child Health44(1-2):10-13

[70] Friedman NJ, Zeiger RS. (2005) The role of breast-feeding in the development of allergies and asthma J Allergy Clin Immunol115(6):1238-48

[71] Cantani A, Micera M. (2005) Allergenicity of a whey hypoallergenic formula in genetically at risk babies: four case reports Eur Rev Med Pharmacol Sci 9(3):179-82

[72] Arnaldo Cantani. (2008) Pediatric Allergy, Asthma and Immunology Berlin Heidelberg New York: Springer 307

[73] A.g.y.

[74] Crittenden RG, Bennett LE. (2005) Cow’s milk allergy: a complex disorder J Am Coll Nutr 24(6 Suppl):582S-91S

[75] Garcia-Careaga M Jr, Kerner JA Jr.. (2005) Gastrointestinal manifestations of food allergies in pediatric patients. Nutr Clin Pract.20(5):526-35

[76] Ewing WM, Allen PJ. (2005) The diagnosis and management of cow milk protein intolerance in the primary care setting Pediatr Nurs31(6):486-93

[77] Chan ES, Cummings C, Canadian Paediatric Society, Community Paediatrics Committee and Allergy Section. (2013) Dietary exposures and allergy prevention in high-risk infants: A joint statement with the Canadian Society of Allergy and Clinical Immunology. Paediatr Child Health. 18(10):545-54 http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/24497783

[78] Lucas A, Morley R, Cole TJ, Lister G, Leeson-Payne C. (1992) Breast milk and subsequent intelligence quotient in children born preterm Lancet 339(8788):261-4

[79] Wang B. (2012) Molecular mechanism underlying sialic acid as an essential nutrient for brain development and cognition. Adv Nutr.3(3):465 http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/22585926

 

[80] Lucas A, Morley R, Cole TJ, Lister G, Leeson-Payne C. (1992) Breast milk and subsequent intelligence quotient in children born preterm Lancet 339(8788):261-4

[81] Gustafsson PA, Duchen K, Birberg U, Karlsson T. (2004) Breastfeeding, very long polyunsaturated fatty acids (PUFA) and IQ at 6 1/2 years of age. Acta Paediatr. 93(10):1280-7

[82]Heird WC, Lapillonne A. (2005) The role of essential fatty acids in development Annu Rev Nutr 25:549-71. Review

[83] Viggiano D, Fasano D, Monaco G, Strohmenger L. (2004) Breast feeding, bottle feeding, and non-nutritive sucking; effects on occlusion in deciduous dentition Arch Dis Child 89(12):1121-3 http://adc.bmj.com/cgi/content/full/89/12/1121

[84] Mattos-Graner RO, et al. (1998) Association between caries prevalence and clinical, microbiological and dietary variables in 1.0 to 2.5-year-old Brazilian children Caries Res 32(5):319-23 http://courses.washington.edu/nutr526/news/biospec.htm#_Toc516479399

[85] Bodnar LM, Scanlon KS, Freedman DS, Siega-Riz AM, Cogswell ME. (2001) High prevalence of postpartum anemia among low-income women in the United States Am J Obstet Gynecol 185(2):438-43

[86] Bodnar LM, Siega-Riz AM, Miller WC, et al. (2002) Who should be screened for postpartum anemia? An evaluation of current recommendations. American journal of epidemiology 156(10):903-12 http://aje.oxfordjournals.org/cgi/content/full/156/10/903

[87] Sherman D, Lurie S, Frenkel E, Kurzweil Y, Bukovsky I, Arieli S. (1999) Characteristics of normal lochia Am J Perinatol 16(8):399-402

[88] A.g.y.

[89] Negishi H, Kishida T, Yamada H, Hirayama E, Mikuni M, Fujimoto S. (1999) Changes in uterine size after vaginal delivery and cesarean section determined by vaginal sonography in the puerperium Arch Gynecol Obstet 263(1-2):13-6

[90] (1989) Washington, DC: National Research Council Recommended dietary allowances

[91] Kalkwarf HJ, Harrast SD. (1998) Effects of calcium supplementation and lactation on iron status Am J Clin Nutr 67:1244-9

[92] Van der Wijden C, Kleijnen J, Van den Berk T. (2003) Lactational amenorrhea for family planning. Cochrane database of systematic reviews (Online)

[93] Dada OA, Akesode FA, Olanrewaju DM, World Health Organization Task Force on Methods for the Natural Regulation of Fertility, et al. (2002) Infant feeding and lactational amenorrhea in Sagamu, Nigeria. African journal of reproductive health 6(2):39-50

[94] Kuti O, Adeyemi AB, Owolabi AT. (2007) Breast-feeding pattern and onset of menstruation among Yoruba mothers of South-west Nigeria. The European journal of contraception & reproductive health care : the official journal of the European Society of Contraception12(4):335-9

[95] Diaz S, Cardenas H, Brandeis A, Miranda P, Salvatierra AM, Croxatto HB. (1992) Relative contributions of anovulation and luteal phase defect to the reduced pregnancy rate of breastfeeding women Fertil Steril 58(3):498-503

[96] Valdés P, Orellana JJ. (2007) [Post suckling prolactin and estradiol levels as predictors of the time of appearance of the first post partum menstruation] Revista médica de Chile 135(4):419-26

[97]Kuti O, Adeyemi AB, Owolabi AT. (2007) Breast-feeding pattern and onset of menstruation among Yoruba mothers of South-west Nigeria.The European journal of contraception & reproductive health care : the official journal of the European Society of Contraception 12(4):335-9

[98] Lederman SA. (2004) Influence of lactation on body weight regulation Nutr Rev 62(7 Pt 2):S112-9. Review

[99] Baker JL, Gamborg M, Heitmann BL, et al. (2008) Breastfeeding reduces postpartum weight retention. The American journal of clinical nutrition 88(6):1543-51

[100] Gigante DP, Victora CG, Barros FC. (2001) Breast-feeding has a limited long-term effect on anthropometry and body composition of Brazilian mothers J Nutr 131(1):78-84

[101] Hatsu I, McDougald D, Anderson A. (2008) Effect of infant feeding on maternal body composition International Breastfeeding Journal3:18 http://www.internationalbreastfeedingjournal.com/content/3/1/18

[102] Dewey KG, Heinig MJ, Nommsen LA. (1993) Maternal weight-loss patterns during prolonged lactation Am J Clin Nutr 58(2):162-6

[103] Dewey KG, Cohen RJ, Brown KH, Rivera LL. (2001) Effects of exclusive breastfeeding for four versus six months on maternal nutritional status and infant motor development: results of two randomized trials in Honduras J Nutr 131(2):262-7

[104] Lederman SA. (2004) Influence of lactation on body weight regulation Nutr Rev 62(7 Pt 2):S112-9. Review

[105] Lenora J, Lekamwasam S, Karlsson MK. (2009) Effects of multiparity and prolonged breast-feeding on maternal bone mineral density: a community-based cross-sectional study. BMC women’s health http://www.pubmedcentral.nih.gov/articlerender.fcgi?tool=pubmed&pubmedid=19570205

[106] Lenora J, Lekamwasam S, Karlsson MK. (2009) Effects of multiparity and prolonged breast-feeding on maternal bone mineral density: a community-based cross-sectional study. BMC women’s health http://www.pubmedcentral.nih.gov/articlerender.fcgi?tool=pubmed&pubmedid=19570205

[107] Prentice A. (2000) Calcium in pregnancy and lactation Annu. Rev. Nutr. 20:249-272

[108] Bezerra FF, Mendonca LM, Lobato EC, et al. (2004) Bone mass is recovered from lactation to postweaning in adolescent mothers with low calcium intakes. Am J Clin Nutr 80(5):1322-6 http://www.ajcn.org/cgi/content/abstract/80/5/1322

[109] Hummel S, Winkler C, Schoen S, et al. (2007) Breastfeeding habits in families with Type 1 diabetes Diabet Med 24(6):671-6

[110] Riviello C, Mello G, Jovanovic LG. (2009) Breastfeeding and the basal insulin requirement in type 1 diabetic women. Endocrine practice : official journal of the American College of Endocrinology and the American Association of Clinical Endocrinologists 15(3):187-93

[111] Stuebe AM, Rich-Edwards JW, Willett WC, et al. (2005) Duration of Lactation and Incidence of Type 2 Diabetes JAMA 294:2601-2610

[112] Kjos SL, Henry O, Lee RM, Buchanan TA, Mishell DR Jr. (1993) The effect of lactation on glucose and lipid metabolism in women with recent gestational diabetes Obstet Gynecol 82(3):451-5

[113] McManus RM, Cunningham I, Watson A, Harker L, Finegood DT. (2001) Beta-cell function and visceral fat in lactating women with a history of gestational diabetes Metabolism 50(6):715-9

[114] Rochefort H, Rouëssé J, Groupe de Travail de la Commission III (Cancérologie). (2008) [How to reduce the incidence of breast cancer] Bulletin de l’Académie nationale de médecine 192(1):161-79

[115] Okobia MN, Bunker CH. (2005) Epidemiological risk factors for breast cancer – a review Niger J Clin Pract 8(1):35-42. Review

[116] Ursin G, Bernstein L, Lord SJ, et al. (2005) Reproductive factors and subtypes of breast cancer defined by hormone receptor and histology Br J Cancer 93(3):364-71

 

[117] Symmans WF, Fiterman DJ, Anderson SK, et al. (2005) A single-gene biomarker identifies breast cancers associated with immature cell type and short duration of prior breastfeeding Endocr Relat Cancer 12(4):1059-69

[118] Breast cancer and breastfeeding: collaborative reanalysis of individual data from 47 epidemiological studies in 30 countries, including 50302 women with breast cancer and 96973 women without the disease (2002) Collaborative Group on Hormonal Factors in Breast Cancer Lancet 360(9328):187-95. Review

[119] Stuebe AM, Willett WC, Xue F, Michels KB. (2009) Lactation and incidence of premenopausal breast cancer: a longitudinal study. Archives of internal medicine 169(15):1364-71 http://www.medscape.com/viewarticle/707398

[120] Hanson L. (2004) Immunology of Human Milk: How breastfeeding protects babies Amarillo, TX: Pharmasoft Publishing

[121] Hallgren O, Aits S, Brest P, et al. (2008) Apoptosis and tumor cell death in response to HAMLET (human alpha-lactalbumin made lethal to tumor cells). Advances in experimental medicine and biology

[122] Bandera CA. (2005) Advances in the understanding of risk factors for ovarian cancer J Reprod Med 50(6):399-406. Review

[123] Okamura C, Tsubono Y, Ito K, et al. (2006) Lactation and risk of endometrial cancer in Japan: a case-control study Tohoku J Exp Med208(2):109-15

[124] Newcomb PA, Trentham-Dietz A. (2000) Breast feeding practices in relation to endometrial cancer risk, USA Cancer Causes Control11(7):663-7

[125] Minchin M. (2007) Infant Formula: A Mass, Uncontrolled Trial in Perinatal Care Birth 14(1):25-35

[126] Minchin M. (1998) Breastfeeding Matters (4th ed) Melbourne: ALMA Publications 30

Instagram

Duyurular

Sitemizle ilgili duyuru ve bülten için lütfen e-posta adresinizi ekleyiniz.

Sosyal Medya