Emziren Annenin Beslenme Manifestosu


Günümüzde, “Beslenme” oldukça popüler konulardan biridir. Beslenme konusunun kendi içinde bölümlere ayrıldığını görebiliriz; dengeli beslenme, yeterli beslenme, sağlıklı beslenme, çocukluk döneminde, yaşlılık döneminde, hamilelik döneminde beslenme gibi konu başlıkları sıralanabilir. Sanırım, bu popülariteden son nasibini alan, “Emzirme döneminde beslenme” konusu oldu. Bu konunun, uzman kişilerin de dahil olduğu pek çok tartışmayı ve bilgisel karmaşayı beraberinde getirdiğini görmekteyiz.  Peki, gerçekten önemli midir emziren annenin beslenmesi? Bir anne yetersiz besleniyorsa, sütü bebeği için verimsiz midir? Nedenlerini açıklamak üzere, bu iki soruya verilebilecek en kısa ve doğru cevap kocaman bir “Hayır!” olmalıdır.

 

Öncelikle şunun altını çizmek gerekir; anne sütü (insan sütü) konsantrasyonu, sadece besin ihtiyacına yönelik bileşenleri içermez. Emzirmek, aynı zamanda beslenmenin yanı sıra koruma ve bağlanma ihtiyaçlarını da karşılar. Ayrıca, anne sütünde 200’ün üzerinde bileşik bulunur. Bu bileşiklerin büyük bir kısmını, bebeğin besin-dışı ihtiyacını karşılayan: anti-mikrobik faktörler, sindirim enzimleri, hormonlar, trofik faktörler ve büyüme modülatörleri oluşturur. Dolayısıyla, siz isterseniz dünyayı dolaşın, milyonlar harcayın ve olağanüstü besinler içeren bir mama imal ettirin, yine de anne sütünde bulunan yukarıda sıraladığım bu bileşenleri bebeğinizin mamasına ilave etmeniz mümkün değildir. Çünkü, bu faktörlerin büyük bir kısmı sadece insan sütünde bulunur ve diğer bazılarının da yeterli miktarı sadece türün sütüne özgüdür. Her kim ki, bu faktörleri mamaya ilave etmenin mümkün olduğunu söylüyorsa, yanlış bilgi veriyor, açıkça yalansöylüyordur. Buna göre, anne sütünün sadece besin içeriklerine takılmak, büyük bir anlama hatasıdır.

 

Peki öyleyse, neden emziren anneler emzirme dönemlerinde, türlü besin arayışlarına girer ve ne yesem de sütüm olsa, ne yesem de sütüm artsa derler? Çünkü, bir takım firmalar, uzmanlar aracılığıyla “Şunları mutlaka yiyin!”, ”Bol su için!”, “Bunları katiyen yemeyin” gibi, sözlü ve yazılı propagandalar yaparlar. Bu propagandaların nedenini az çok tahmin etmeniz mümkündür. Tüm bunlardan şiddetli bir biçimde olumsuz etkilenen annelerimiz ve dolayısıyla da emzirilen bebeklerimiz olur. Annelerin özgüvenleri ve sütlerine olan inançları zedelenir. Oysaki, bir annenin bebeğinin beslenmesinde en iyisini istemesi ve söylenti de olsa sütünü arttırmak için çeşitli takviye arayışlarına girmesi son derece doğaldır. Ancak, bu annelere şunu açıkça söylemek gerekir; bebeğinizin sadece sizin sütünüze ve sizin de sadece bebeğinizi emzirmeye ihtiyacınız vardır. Sütünüzün artması için başka HİÇBİR ŞEYE ihtiyacınız yoktur. Sütü arttıran dört temel eylem vardır: “Emzir!”, “Dokun!”, “Düşün!”, “Sev!”. İşte, sizin emzirme döneminizde, eğer eksikse tamamlamanız gereken dört değerli besin bunlar olmalıdır.

 

Bir annenin beslenmesi yetersiz dahi olsa, sütü ilk 6 ay bebeğine yetecek tüm besin ve besin-dışı içeriklere ve yeterli süt miktarına sahiptir. Annenin, süt üretimi için dışarıdan herhangi bir besin takviyesi almasına gerek yoktur. Kısacası, laktasyon yetersiz beslenme karşısında dahi sağlam durmaktadır. Bu nedenle de, bir anneye sırf emzirdiği için beslenme konusunda baskı yapılmaması gerekir. Şimdi gelin, bir annenin emzirme döneminde neden fazladan bir besin ihtiyacı yoktur bir bakalım.

 

Bir insanın emzirdiği için değil, kendi fizyolojik sağlığı için dengeli beslenmesi gerekir. Emziren bir annenin günlük besin ihtiyacı, ortalama bir yetişkinin günlük besin ihtiyacından fazla değildir. Buna suyu da dahil edebiliriz. Emziren annenin bol su tüketmesi gerekir gibi bir bilgi, aslında çok net bir bilgi değildir. Bir anne emzirirken bol su tüketmeye ihtiyaç duyuyorsa elbette tüketebilir. Ancak, suyu sütünü arttırmak amacıyla değil susuzluğunu gidermek amacıyla tüketmesi yeterlidir. Süt üretimi, bol su tüketerek değil, bol emzirerek artar. Annenin bu dönemde bedeninin sesini dinlemesi de oldukça önemlidir. Bedenimizde, ihtiyaç duyulan besinlere dair bir gereksinim oluşur ve beden sinyal verir, “Canım çekti” deriz. Bu sinyalle hamilelik döneminde de karşılaşılır, yani hamilelikte sıklıkla canımız bir şeyler çekebilir. Bunun nedeni, bedenin besin ihtiyacını karşılamaya yönelik gereksinimlerdir. Benzer sinyaller emzirme döneminde de gelebilir ve bu sinyallere göre beslenmek, bedenin ihtiyaçlarına yönelik bir çözüm olabilir. Kısacası, bedenimiz ihtiyaç duymuyorken bazı katı ve sıvı gıdaları zorla tüketmeye gerek yoktur.

 

Şimdi, fazladan hiçbir şey yiyip içmedik; günlük rutin beslenmemize devam ettik, sütümüzün besin içeriği nasıl olur?

 

Öncelikle şunu söyleyelim, Kolostrum dediğimiz, doğumdan sonraki ilk 3-5 gün süresince salgılanan sütün konsantrasyonu, hamileliğin ortalarında sentezlenmeye başlar (lactogenesis1). Yani, doğumun hemen ardından gelecek sütünüzün içeriği çoktan hazırdır, sadece dışarı çıkmayı bekler. Dolayısıyla, bu kıymetli ilk sütünüzün, doğumun ilk günlerindeki beslenmenizle uzaktan yakından bir ilişkisi yoktur. Çünkü, kolostrumdaki besin içerikleri düşük yani dengeli, ancak koruma ve bağışıklık faktörleri (sodyum, klor, laktoferrin, bağışıklık bileşenleri, E, A ve C vitaminleri) son derece yüksektir. Özellikle, pre-term bebeklerin kolostrumları yoğun besin ve erken anne sütü antikorları içerir. Kısacası, kolostrum konsantrasyonu öylesine özeldir ki, annenin bir kaç günlük beslenme içeriğine bağlı olamaz.

Gelelim ilk haftadan sonra yavaşça olgunlaşan sütümüzün içeriğine. Sütün yağ içeriğinden başlayalım. Hamilelik döneminde, annenin vücudundaki ekstra adipoz doku (yağ dokusu) uykuya yatar; bir anlamda doğumla birlikte aktive olur ve doğumun ardından bu yağ dokusu süte yüksek oranda LCPUFA (Uzun Zincirli Çoklu Doymamış Yağ Asitleri) geçirir. LCPUFA, bebeğin merkezi sinir sisteminin ve bağışıklık faktörlerinin gelişmesini sağlar. Anne sütündeki süt yağları (hindmilk) oldukça değişkendir. Bebeğin sütteki yağı alımı, emzirme sıklığı ve emzirme sürelerinin uzunluğu ile yakından ilişkilidir. Yağlar, bebeğin enerji ihtiyacının %50’sini sağlar. Bu da demek oluyor ki, annenin beslenmesi sütündeki yağ miktarını etkilemez; yani, bebeğin enerji alımının bu %50lik kısmının annenin beslenmesiyle ilgisi yoktur.  Ayrıca, bu sayede ilk 6 ay emziren annenin yağ oranı hızla azalır, yani kilo verir.

 

Anne sütünün prensip karbonhidratı ve olgun sütün en istikrarlı bileşeni laktoz, bebeğin enerji ihtiyacının %40’ını karşılar. Bebeğin beyni, ilk iki yılda doğum hacminin üç katına ve toplam büyüklüğünün %80’ine ulaşacaktır. Bebeğin beyin gelişimi için gerekli olan laktoz, en yüksek miktarda insan sütünde bulunur. Olgun sütteki, yoğun su içeriğine sahip olan önsüt (foremilk), laktoz içeriği bakımından oldukça zengindir. Anne sütündeki laktoz içeriğinin de beslenme ile uzaktan yakından bir ilişkisi yoktur; çünkü, laktoz zaten sütün temel prensibidir.

 

Anne sütü proteini son derece özeldir. Büyüme için gerekli amino asitler içeren a-laktalbumin  insan sütünün temel proteinidir. İnsan sütündeki, süt proteinleri aynı zamanda bağışıklık güçlendirici zengin antikorlar içerir. İnsan sütünün protein yapısı kendi türünde son derece kolay sindirilen bir özelliğe sahiptir. Ayrıca, insan sütünde bulunan A2 Beta Kazein, türün ihtiyacına özgü mineralleri ve amino asitleri sağlar; son derece besleyici, bağışıklık güçlendirici ve sindirimi kolay peptitler içerir. Peki, sütümüzdeki proteini arttırmak için ne yemeliyiz? Günlük beslenmenize fazladan hiçbir şey eklemenize gerek yoktur, hatta protein alımınız, günlük ihtiyacınızdan düşük olabilir. Örneğin, 70kg olan hareketsiz bir kadının günlük protein ihtiyacı,  56-70gr kadardır; ancak günde 25 gr kadar protein alması süt konsantrasyonu için yeterlidir. Mesela, yetersiz beslenen annenin sütünde düşük protein düzeyleri görülmüştür, ancak bu düzeylerin bebek üzerinde olumsuz herhangi bir etkisine rastlanmamıştır.

 

İnsan sütündeki demir miktarı ise, inek sütünün beş katıdır. Bio-yararlılığı oldukça yüksek olan demirin, emzirme döneminde fazladan alımına gerek görülmez. Bebeğe de ilk 6 ay demir desteği gereksizdir. Ayrıca anne sütünde bulunan yüksek laktoz ve C vitamini demir emilimine yardımcıdır.

 

İnsan sütündeki mineral yoğunluğu oldukça düşüktür. Ancak bu minerallerin emilimi, metabolizmayı ve boşaltımı etkileyebilecek çok yüksek bio-yararlanımı ve diğer besinlerle ilişkileri vardır. Annenin emzirirken günlük besinlerden de alabileceği çinko, iyot ve selenyum takviyesine çok az miktarda ihtiyacı vardır. Ancak, bilinenin aksine fazladan kalsiyum almasına kesinlikle ihtiyaç yoktur. Çünkü, anne sütündeki kalsiyum konsantrasyonu trabekular kemik metabolizmasından (omurga ve uzun kemiklerin ucu) gelir ve idrarla da atılır. Ayrıca anne sütünün miktarı ve kalsiyum arasında hiçbir ilişki yoktur. Anne sütündeki kalsiyum konsantrasyonu, bölgeden bölgeye, toplumdan topluma hatta anneden anneye bile farklılıklar gösterebilir. Bu farklılığın en önemli nedeni, bazı annelerin kendi vücutlarında son derece düşük kalsiyum değerlerine sahip olmalarıdır. Eğer bir annenin kemik kalsiyum oranı normal ise, sütündeki değerler de normal olacaktır. Bu normal değerler için, bir yetişkinin günlük alması gereken kalsiyum oranından fazlasına ihtiyaç yoktur. Ayrıca, emzirme döneminde bir annenin yüksek kalsiyum kaybettiği ve bunu tamamlaması gerektiği efsanesini biliriz. Aksine, bir grup genç anne arasında yapılan bir araştırmada (Bezerra, 2004),  emziren annelerin kemik yoğunluğu, emzirmeyen annelere oranla yıllar geçtikten sonra dahi, çok daha yüksek çıkmıştır. Bu da bize, vücuttaki kalsiyum yapılarının emzirmekle kaybedilemeyeceğini, başka faktörlerden etkilenebileceğini açıkça göstermektedir.

 

Buraya kadar açıklandığı gibi, anne sütü ilk 6 ay bebeğin tüm besin ve besin-dışı ihtiyaçlarını karşılamak üzere muhteşem bir kompozisyondur. 6. Aydan sonra bebeğimize gerekli olan besin takviyelerini dışarıdan verebilmemiz mümkündür. Bunun dışında, sadece K vitamini için ek bir şey söylemek gerekir. Plasentadan fetüse geçen K vitamini transferi zayıftır; anne sütündeki konsantrasyon da yetersiz olarak kabul edilir ve tüm bebeklere doğumdan sonra oral yolla ya da tek kas içine yapılan enjeksiyonla K1 vitamini verilir. Ayrıca, emziren anne sigara kullanıyorsa, sütündeki A, E, ve C vitaminleri eksilir. D vitamini de bebeğin kemik, fosfor, hücre, kas, solunum, kardiyovasküler, ve beyin fonksiyonları açısından son derece önemli bir vitamindir. D vitamininin en önemli kaynağı olan güneş, mevsimlere ve saatlere göre değişkenlik gösterir ve vitamin alımı kestirilemeyeceğinden, tercihen 6. aydan sonra dışarıdan alınmasında fayda vardır. Aynı şekilde demir takviyesi de 6. aydan sonra dışarıdan alınabilir. Tüm bu besinler için ilk 6 ay anne sütü yeterlidir.

 

Sonuç olarak bebeğin yeterli beslenip beslenmediğini anlamak için kilo alımına, bez kirletme sıklığına, uyku durumuna ve en önemlisi de canlılığına ve mutluluğuna dikkat etmek yeterlidir. Bebeğin emmekten başka bir şeye, annenin de emzirmekten başka bir şeye ihtiyacı yoktur. Bazı anneler bir takım takviyelerin, otların, çayların süt yaptığını söyleyebilir; hatta, bunu tecrübe ettiklerini de aktarabilirler. Ancak, bu takviyelerin büyük bir kısmı plasebo etkisidir; yani, evet annenin sütü artıyordur, ancak takviyelerden dolayı değil, sütlerinin artacağına inandıkları ve bu konuya konsantre oldukları için artar.

 

Dünya Sağlık Örgütü, yetersiz beslenme, açlık ve kıtlık ile mücadele veren topluluklarda emziren annelerin besin takviyesine ihtiyaç duyduklarının, özellikle de vitamin takviyelerinin önemli olduğunun altını çizer (2001). Dünyada kıtlık düzeyinde yaşamını sürdürmeye çalışan pek çok ulus vardır. Türk insanının sadece bir sabah kahvaltısının içerdiği besin ve enerji miktarı düşünüldüğünde, bu tek öğünün bile normal bir yetişkinin günlük besin ihtiyacını karşılayabilecek yeterli düzeyde olduğunu görmek mümkündür. Bu anlamda, besin kaynakları bakımından oldukça zengin bir yelpazeye sahip olan ülkemizde, emziren annelerimize besin takviyesi önermek, HER ŞEYDEN ÖNCE DÜNYA’DA AÇLIK VE KITLIK ÇEKEN ÜLKE HALKLARINA, ANNELERE VE BEBEKLERE YAPILAN ÇOK BÜYÜK BİR HAKSIZLIKTIR.

 


Ref.:

1   Riordan J. (2005) Breastfeeding and Human Lactation (3rd ed) Massuchusetts: Jones & Bartlett

2   Hale TW, Hartmann PE. (2007) Textbook of Human Lactation Texas: Hale Publishing

3   Picciano MF. (2001) Nutrient Composition of Human Milk Pediatr Clin Nth Am 48(1): 53-67

4   Dusdieker LB, Booth BM, Stumbo PJ, et al. (1985) Effect of supplemental fluids on human milk production. J Pediatr 106(2):207-11

5   Dusdieker LB, Stumbo PJ, Booth BM, et al. (1990) Prolonged maternal fluid supplementation in breast-feeding. Pediatrics 86(5):737-40

6   Cox SG. (2006) Expressing and storing colostrum antenatally for use in the newborn period Breastfeed Rev14(3):11-6

7   CPQCC. (2008) Nutritional Support of the Very Low Birth Weight Infant: Quality Improvement Toolkit

8   Makrides M, Neumann MA, Byard RW, et al. (1994) Fatty acid composition of brain, retina, and erythrocytes in breast- and formula fed infants. Am J Clin Nutr 60:189-94

9   Kovacs CS. (2005) Calcium and bone metabolism during pregnancy and lactation J Mammary Gland Biol Neoplasia 10(2):105-18

10             Prentice A. (2000) Calcium in pregnancy and lactation Annu. Rev. Nutr. 20:249-272

11             Prentice A. (2003) Micronutrients and the bone mineral content of the mother, fetus and newborn. J Nutr. http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/12730486

12             Bezerra FF, Mendonca LM, Lobato EC, et al. (2004) Bone mass is recovered from lactation to postweaning in adolescent mothers with low calcium intakes. Am J Clin Nutr 80(5):1322-6 http://www.ajcn.org/cgi/content/abstract/80/5/1322

13             Pan American Health Organization, World Health Organization (2001) Guiding Principles for Complementary Feeding of the Breastfed Child: 25

Instagram

Duyurular

Sitemizle ilgili duyuru ve bülten için lütfen e-posta adresinizi ekleyiniz.

Sosyal Medya