Anne Sütünün Besin Özelliği

Anne sütü türe özgüdür ve her bir memeli türünün farklı ihtiyaçları karşısında farklı bileşenler içerir. Anne sütü denildiğinde aslında tüm memeli türleri akla gelmedir; çünkü bebeğini emziren inekler, koyunlar, yunuslar hepsi birer annedir. Buna göre, bizim kendi türümüzün sütünden söz ederken “İnsan sütü” demek daha doğru olurdu. Ancak en yaygın kullanımıyla “Anne sütü” dendiğinde akla insan sütü geldiğini bilmekteyiz. O nedenle de, anne sütü dediğimiz yerde insan sütünü kastetmiş olacağız.

 

En başa bir dönelim, anne sütünün türe özgü olduğunu söylemiştik; bunu biraz açalım. Tür özgünlüğü şu demektir: her türün fiziksel ve zihinsel yapısı farklıdır. Örneğin: Bir bebek fil, soğuğa karşı korunmak için yağ elde etmek zorundadır ve bu yüzden annesinin sütü çok yüksek yağ içeriğine sahiptir. Bir bebek buzağı ise, türüne özgü kas gücü kazanmak durumundadır. Aynı zamanda, anne inek beslenmek için otlanırken uzun bir zaman ihtiyacı vardır ve bebeğinin sessizce ve de güvenli bir şekilde uyuyarak annesini beklemesi gerekir. Bu nedenle inek sütleri insan sütünden oldukça farklı olarak iki önemli bileşene sahiptir: türün kas ihtiyacı için yoğun protein ve türün uyuması için casomorphin. Görüldüğü üzere her türün anne sütü, kendi türünün büyümesi ve yetişmesi için mükemmel bir uygunlukta süt üretir. Ayrıca şunu da eklemek gerekir, bu bilgi ileriki bölümlerde işimize yarayacaktır: inek yavrusu doğum kilosunun iki katına 47 gün sonra, insan yavrusu ise 6 ay sonra ulaşacaktır.[1]

 

İnsan annenin sütüne gelirsek, insan türünü diğer memeli türlerden ayıran en önemli özelliği nedir? Bunu söylemek hiç zor değildir: zekası. Öyleyse, insan türünün beyin gelişimi çok önemlidir. İşte, bu nedenle de  insan sütünün en önemli özelliklerinden biri, insan türünün beyin gelişimi için güçlü avantajlara sahip olmasıdır. İnsan yavrusu, böbrekleri ve karaciğeri olgunlaşmamış bir halde doğduğundan yüksek proteini işlemeye henüz hazır değildir. Ayrıca, insan yavrusunun beyni, toplam büyüklüğünün %80’ine ve doğum hacminin üç katına önümüzdeki iki yıl içinde ulaşacaktır. Bu nedenle de, insan anne sütünün proteini düşük, yani böbrek ve karaciğerleri yormayacak ölçüdedir. Ancak uygun beyin gelişimi için gerekli olan laktoz tüm diğer memeli anne sütleri içinde en yüksek orana sahiptir.

 

 

  1. ANNE SÜTÜNÜN PROTEİN DEĞERİ

 

İnsan sütü, inek sütüne oranla düşük protein içeriğine sahiptir, ancak bu proteinin yüksek bir biyolojik yararlanımı vardır. [2]

 

Anne sütü proteinleri, büyüme için gerekli amino asitleri sağlar. Tüm temel amino asitler anne sütünde mevcuttur. Ayrıca bu amino asitler şunları içerir ve sağlar:

  • Bağışıklık sistemi koruyucu faktörler (örn.: immunoglobulinler, laktoferrin, vb.).
  • Hormon taşıyıcılar (örn.: tiroksin, kortizon bağlayıcı proteinler).
  • Vitamin taşıyıcılar (örn.: folate-, Vit D, Vit B12 proteinleri bağlama).
  • Enzim aktivitesini sağlar (örn.: amilaz, lipaz).
  • Diğer biyolojik faaliyetler (örn.: insülin benzeri büyüme faktörü ve epidermal büyüme faktörü gibi).

 

Anne sütü proteini, anne sütünün sağladığı toplam enerji miktarına minimal bir katkıda bulunur; 1 gram protein 4 kalori değerindedir (16kJ).[3]

 

Kazein ve Whey Protein

 

Anne sütünün toplam proteini, yaklaşık % 40’ı kazeinden ve geri kalan %60’ı ise whey proteinden oluşur. Bu değerler yaklaşık oranlardır ve laktasyonun farklı aşamalarında bu yüzdeler değişebilir.

 

Kazein

 

Kazein, bebeğe mineraller ve amino asitler sağlayan çok önemli besleyici bir işleve sahiptir. Buna ek olarak, kazeinin mikrop öldürücü, antihipertensif, antitrombotik, opioid, antineoplastik ve gastrointestinal gibi, birden çok işlevi olan peptitler içerdiği keşfedilmiştir.[4]  Kazein, süte karakteristik beyaz rengini veren şeydir.

 

Whey Proteinleri

 

  • α-laktalbümin
  • serum albümin
  • laktoferrin
  • immunoglobulinler l
  • lizozim

 

Sütte bulunan lizozim, laktoferrin ve immunoglobülin, bakterileri öldüren ve bakterilerin oluşmasını önleyen özellikleriyle oldukça önemli bir role sahiptir.

 

α-laktalbümin

 

α-laktalbümin, insan sütünde toplam proteinin % 10-20’sini oluşturur. Aynı zamanda inek sütü de, α-laktalbümin içerir, ancak bu oran çok daha düşük seviyelerde, yani toplam proteinin % 2-5’i kadardır.[5]  Göğüs bezi içinde, süt üretimini ve salgılanmasını kolaylaştırmak için bir ozmotik denge oluşturarak, laktoz sentezine katılır. Bebeğin kalsiyum ve çinko bağlayan ve de temel minerallerin emilmesini kolaylaştırabilir. Büyüyen bir bebek için iyi dengelenmiş temel amino asitler kaynağı sağlar. Ayrıca, sindirimi sırasında oluşan peptitlerin, anti bakteriyel ve immünostimülatör özellikleri vardır ve tümör hücrelerinin ölümüne neden olur.[6]

 

α-laktalbümin, insan sütündeki büyüme faktörlerini oluşturan, epidermal büyüme faktörü (EGF), insülin benzeri büyüme faktörü (IGF) ve transforme edici büyüme faktörü (TGF) gibi ve bunların bebek gastrointestinal olgunlaşmasını teşvik ettiğine inanılmaktadır.[7]

 

Erken doğan bebeklerin annelerinin sütünde, bağırsak iltihabını azaltan önemli ölçüde yüksek EGF konsantrasyonu bulunmuştur. Doğumdan hemen sonraki sütte, bebeğin bağırsak gelişimini sağlayan oldukça yüksek IGF konsantrasyonu keşfedilmiştir.[8]

 

Ayrıca, insan sütünde çok yüksek oranda bulunan α-laktalbümin için çok önemli bir şey daha söylemek gerekir. Bireyin yaşamının erken dönemlerinde  önceden belirlenmiş olduğunu belirten, örneğin, bireyin vücut fizyolojisi (örn.: obezite) ve potansiyel morbidite (örn.: kanser) gibi, “Erken yaşam programlama”yı destekleyici bir rol oynayabilir.[9] Whey proteinlerinin yüksek konsantrasyonu bebeğin midesinde çok çabuk sindirilir. Anne sütü kazeini, son derece yumuşak ve lifli bir yapıdadır; oysaki, inek sütü kazein, sert, lastikimsi, daha zor sindirilebilir özelliktedir. Anne sütü sindirimi, yani midede yarı boşalma süresi 48 dakika, inek sütünün ise 78 dakikadır.[10]

 

İnek sütü kazeini,  yapay bebek sütlerinin baskın proteinidir. İşte, bu nedenle emzirilen bebeklerin dışkıları çok yumuşaktır. Yapay bebek sütü ile beslenen bebeklerin ise, sık sık kabız olduğunu duyarız.

 

 

Protein-dışı Azot (Non-Protein Nitrogen)

 

NPN oranı, toplam azot miktarının % 20-25’lik büyük bir yüzdesini oluşturur. Anne sütünde, bu tür serbest amino asitler, karnitin, taurin, amino şekerler, nükleik asitler, nükleotitler ve poliamidler gibi iki yüzden fazla bileşik NPN bulunmaktadır.

 

NPN’lerin rolleri üzerine detaylı araştırmalar halen devam etmektedir. NPN’lerin bir takım önemli vitaminler, yararlı bakteri uyarıcıları, immünoglobülinler, lipoliz, termogenez ve ketogenez içerdiği bilinmektedir. Serbest bir amino asit olan taurin eksikliğinin, yağ emilimini, safra asidi salgılamalarını, retina fonksiyonu ve karaciğer fonksiyonu olumsuz etkilediği anlaşılmıştır.[11]

 

Peki, anne sütündeki protein değerlerini etkiler mi? Protein sentezinin büyük bir kısmı meme bezi içerisindeki süt üreten hücrelerde (laktosit / lactocytes) oluşur. Örneğin, albümin ve immünoglobülinler gibi ek süt proteinleri annenin hücre dışı vücut sıvılarından elde edilir. Annenin beslenmesi, sütündeki toplam proteinleri ve NPN bileşenlerini değiştirebilir. Bazı araştırmacılar, dünyanın bazı bölgelerinde yetersiz beslenen annelerin sütlerindeki protein konsantrasyonlarının düşük olduğunu gözlemlemiştir. Ancak, bu belirgin düşük protein düzeylerinin, emzirilen bebek üzerinde zararlı ya da yetersiz her hangi bir etkisi olduğu gözlenmemiştir.[12] Anne sütü bileşimi,  bebek için her zaman mükemmel bir kaynaktır.

 

  1. ANNE SÜTÜNÜN KARBONHİDRAT DEĞERİ

 

Anne sütünün temel karbonhidratı laktoz, insan yavrusunun gelişimi için çok önemli bir disakkarittir. Buna ek olarak, anne sütünde küçük miktarlarda glukoz, fruktoz, glikokonjügeler, glikoproteini ve glikolipid mevcuttur.

 

Anne sütündeki oligosakkaritlerin ve glikokonjügelerin rolü, öncelikle anne sütü ile beslenen bebeğe immünolojik koruma sağlamasıdır. 20. yüzyıl ortalarında bilim adamları, insan sütünde bulunan “gynolactose”ın iyi bakteriler için bir metabolizma temeli oluşturduğunu, bağırsak mikrobiyota kompozisyonuna yardımcı olduğunu ve emzirilen yenidoğanın sağlığı için  son derece yararlı bir prebiyotik olan “bifidus faktörü” olduğunu keşfettiler. Anne sütünde bugüne dek, yüzün üzerinde farklı oligosakkarit bulunduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, bu oligosakkaritlerin yenidoğana HIV geçişini önlemeye yardımcı anti-HIV bileşenleri de içerdiğine inanılmaktadır.[13]

 

Oligosakkaritlerin, bebeğin mukoza yüzeyleri üzerinde oluşabilecek viral, bakteriyel ve parazit enfeksiyonlarının riskini azalttığı ve antimikrobiyaller içerdiği düşünülmektedir. Buna ek olarak, epitel ve immün hücre modüllerinde oluşabilecek aşırı mukozal lökosit süzülmesini ve aktivasyonunu azalttığı anlaşılmıştır. Oldukça önemli bir diğer etkisi de, nekrotizan enterokolit riskini azaltarak, beyin gelişimi ve biliş için potansiyel bir temel besin maddesi olarak sialik asidi bebeği sağlamasıdır.[14]

 

Laktoz

 

Laktoz, olgun anne sütünün en temel bileşenidir. Süt içindeki ortalama konsantrasyonu 68g/L’dir. Bu oran, bebeğin enerji ihtiyacının % 40’ını sağlar. Ayrıca, karbonhidratın her bir gramındaki laktoz 4 kaloridir, yani aynı zamanda güçlü bir besin kaynağıdır.

 

Laktoz, alveol oluşturan salgı hücrelerinin, yani laktositler (lactocytes) yoluyla meme içinde sentezlenir. Laktoz, öncelikle laktaz enzimi tarafından parçalanarak emilen bir disakkarittir. Laktaz enzimi ince bağırsağın duvarında üretilir. Yaklaşık 24 hafta gebelik yaşına gelen fetüste salgılanmaya başlar.[15]

 

Laktozun İşlevi:

 

  • Süt salgı aktivasyonu (laktojenez II) sırasında, kolostrum içinde laktoz hızla artar ve daha bol anne sütü üretimi için su dengesini sağlar.
  • Kalsiyum ve demir emilimini artırır.
  • Glikoz ve galaktoz, özellikle bebeğin hızla büyüyen beyin gelişimi için vücuda enerji sağlar.
  • Galaktoz aynı zamanda merkezi sinir sisteminin gelişimi için gereklidir.

 

 

İnsan sütündeki laktoz konsantrasyonu, 70g / L olarak tüm memeliler içinde en yüksek oranda insan sütünde bulunur. Neden? İnsan yavrusunun beyni önümüzdeki iki yıl içinde ömrünün en hızlı gelişimini gösterecektir. Toplam beyin büyüklüğünün %80’ine ve doğum hacminin 3 katına, 2 yıl içerisinde ulaşacak olan insan yavrusunun beyninin sağlıklı gelişimi için ihtiyaç duyduğu laktoz, kendi türünün sütünde yüksek miktarda bulunur. 

 

Buna göre, yeterli miktarda ya da hiç laktoz içermeyen yapay bebek sütleriyle beslenen bir bebeğin beyin gelişimi üzerinde nasıl bir etki gerçekleşir?

 

 

Laktoz İntoleransı Üzerine…

 

Laktoz intoleransı, laktaz enziminin eksikliği veya aktivitesinin azalması sonucu görülen ve çoğu Afrikalı, Amerikalı, Avustralya Aborjinleri, Çin, Tayvan ve Amerikan Kızılderilileri gibi bazı ırklarda daha yaygın karşılaşılan bir durumdur.[16] Şiddetli gastroenterit ya da gıda alerjisi sonucunda ince bağırsak duvarında hasar meydana gelir ve bu da laktoz intoleransına neden olabilir. Bir bebek böyle bir sorun yaşarsa laktaz enziminin dışarıda verilmesi mümkündür. Ayrıca, bebeğin sadece ve sürekli anne sütü beslenmesi, başka türlü beslenmesine oranla daha hızlı tedavi edicidir.[17]

 

 

  1. ANNE SÜTÜNÜN LİPİT (YAĞ) DEĞERİ

 

Yağ, insan sütünün en değişken bileşenidir; sütteki yağ konsantrasyonu memenin dolgunluk derecesi ile ilgilidir. Sütteki yağın %98-99’u trigliseritler oluşturur. Sütte bulunan her gram yağ 9 kaloridir ve anne sütündeki yağlar, bebeğin enerji ihtiyacının yaklaşık yarısını karşılar. Yağlar, bağışıklık sisteminin gelişimini destekler. Ayrıca, retina ve sinir dokularının sentezi ve gelişmesi için gerekli olan ihtiyacı karşılar.

 

İnsan Sütündeki Yağının Bileşimi

 

İnsan sütü, uzun zincirli çoklu-doymamış yağlı asitleri (LCPUFA), orta zincirli yağ asitleri ve uzun zincirli yağ asitleri içerir. Anne sütü, esansiyel yağ asitleri olan linoleik asit ve alfa-linolenik asit, uzun zincirli çoklu-doymamış yağ asitleri, arakidonik asit türevleri (AA) ve dokosaheksanoik asit (DHA) açısından zengin bir kaynaktır. İnek sütü ile karşılaştırıldığında, inek sütü kısa zincirli, orta zincirli ve uzun zincirli yağ asitleri, ancak çok az LCPUFA içermektedir. LCPUFA’lar merkezi sinir sisteminin ve bağışıklık sisteminin gelişmesinde yardımcı ve de büyümeyi etkileyen faktörler içerdiği bilinmektedir. Yapılan araştırmalara göre, yapay bebek sütü ile beslenen bebeklerde yaşla birlikte gelişmesi beklenen frontal loblarında bir değişiklik gözlemlenmezken, emzirilen bebeklerin frontal lopta bulunan LCPUFA miktarı yaşla birlikte artar.[18]

 

Yapay bebek sütü ile beslenen bebeklerin beyinlerindeki yetersiz LCPUFA durumu ve bebeğin nörolojik fonksiyonları, sonraki yaşlarda bilişsel yeteneklerinde azalmalar için olası bir açıklama getirmiştir.

 

Trigliseritler

 

Trigliseritler, bir gliserol molekülüne bağlanmış üç yağ asidinden meydana gelir. Trigliseritler, serbest yağ asitlerinden ve gliserolden gelen değerlerin laktositlerde sentezlenmesiyle oluşur. Bu yağ asitleri, laktositlerde sentezlendiği gibi, kan akışından da gelebilir. Meme bezlerinde sentezlenen yağ asitlerinin oranı, annenin beslenme biçiminden etkilenir. Şöyle açıklayalım, annenin beslenmesi, sütündeki yağ miktarını etkilemez; ancak, sütündeki yağ asitlerinin kompozisyonunu etkiler.[19]

 

Anne sütündeki yağ asitlerinin sadece %20’si meme bezi içinde sentezlenir; geri kalan kan akımından elde edilir. Dolayısıyla kalan %80’lik kısım, beslenmenin veya adipoz dokuda biriken yağ asitlerinin bileşimini yansıtmaktadır. Meme bezlerinde sentezlenen yağlar, orta zincirli yağ asitleri iken, adipoz dokularda sentezlenen yağ asitleri uzun zincirli yağ asitlerdir.

 

Anneler, yüksek karbonhidrat içeren besinlerle ancak düşük yağ alarak beslendiklerinde, yağ asitlerinin yaklaşık %40 kadarı meme bezlerinde sentezlenebilir.

 

Gebelik sırasında annenin vücudunda, ekstra yağ (adipoz) doku saklanır. Emziren annenin vücudundaki yağ dokusu, sütündeki LCPUFA’ya katkıda bulunmak için seferber olur. Dolayısıyla anne vücudundaki yağ depoları yavaş yavaş kullanılır ve doğumdan sonra bir annenin tekrar eski kilosuna kavuşması için 6 ayın yeterli olacağı düşünülmektedir.[20]

 

Kolesterol

 

Anne sütünün kolesterol düzeyi, annenin kolesterol alımı ya da kan düzeylerindeki manipülasyonuna rağmen 100-200mg/L olarak sabit kalır. Kolesterol, hücre zarının yapısının oluşumu için gereklidir. Emzirilen bebeklere oranla, yapay beslenen bebeklerde, total kolesterol ve LDL düşük konsantrasyonlarda bulunur. Ancak, genç erişkinlikte yapay beslenen bebeklerin ciddi oranda daha yüksek total kolesterol ve LDL düzeyleri vardır. Bebeklik döneminde anne sütüyle beslenen bebeklerin, erişkinlik dönemlerinde nispeten daha yüksek seviyeli homestas özelliğine (hücrenin kendi metabolizmasını koruma eğilimi) sahip olduklarına inanılmaktadır.[21]

 

Fosfolipidler

 

Fosfolipidler, merkezi sinir sisteminin ve retina gelişmesinde önemli rol oynadıkları düşünülmektedir. Bu anlamda şüphesiz en kritik dönem bebeğin ilk yıl gelişimidir; çünkü, en önemli büyüme ilk yıl boyunca boyutu iki katına çıkacak olan beyinde oluşacaktır.

 

 

Bebeklerde Yağın Sindirimi

 

Trigliseritler,  lipazlar tarafından parçalanır, serbest yağ asitleri ve gliserol içine girer.

  1. Safra tuzu-uyarılmış lipaz – Anne sütündeki, bebeğin sindirim enzimlerine yardımcı olur.
  2. Lingual lipaz – Bebeğin ağzında sindirim sürecini başlatır.
  3. Mide lipazı – Bebeğin midesinde sindirim devam eder.
  4. Pankreas lipazı – İnce bağırsakta sindirim tamamlanır.

Mide ve safra tuzu lipazının, emzirilen bebeklerde belirgin ölçüde lipitlerin sindirimine yardımcı olduğu görülmüştür.

 

İnsan Sütündeki Yağ Konsantrasyonu

 

Süt içerisindeki yağ konsantrasyonu tamamıyla memenin boş ya da dolu olma durumu ile ilişkilidir. Meme dolu iken toplam süt miktarındaki yağ oranı düşük, meme boş gibi hissedildiğinde ise, toplam süt miktarındaki yağ oranı yüksektir. Sayısal olarak şöyle ifade edebiliriz, tamamen dolu olan bir memedeki yağ oranı %1’den dahi düşük olabilirken, neredeyse boş memedeki yağ oranı %18’den yüksek olabilir. Genel olarak ise, ortalama konsantrasyon yaklaşık %4 gibi görünmektedir. [22]

 

Sütünü sağıp, saklayan annelerin bazıları, sütlerinin bir süre bekletildikten sonra sabunlu kokusu/tadı olduğundan söz eder. Bunun nedeni, sindirim işlemine başlamadan önce sütte bulunan lipazdan kaynaklanır. Bebekler genellikle bu koku ve tattaki sütü içmeyi reddedebilir. Bu durumu önlemek için saklamadan önce ona sütü biraz haşlayarak belirli bir işlemden geçirmek yararlı olabilir.

Anne sütünü ısıtmak için:

Düşük ateşte, ağır tabanlı bir tavada ve karıştırarak sadece kaynama noktasının altında bir ısıya kadar sütü getirmek gerekir. Sonra da hızla soğutarak her zamanki gibi saklanabilir. Bu yordam, sadece bazı annelerin sütünü saklamadan önce gerekebilir.

 

 

  1. ANNE SÜTÜNÜN VİTAMİN DEĞERİ

 

Yağda Çözünen Vitaminler

 

 A Vitamini

 

A vitamininde iki kategori vardır:

  1. Hayvansal kaynaklardan alınan retinol (karaciğer, tam yağlı süt ve yumurta).
  2. Karotenoid, sarı ve yeşil sebzelerde ve de meyvelerde bulunan bir provitamindir; vücutta retinole dönüşür.

A vitamini görme, bağışıklık sistemi ve epitel yapıların korunması için gereklidir. A vitamini eksikliği, erken sütten kesilme, az yağlı beslenme, zengin gıdaların yetersiz alımı ve kronik sigara dumanına maruz kalma nedeniyle oluşur. Eksikliği, körlüğe ve ölüme neden olabilir.

 

Anne sütü, A vitamini açısından mükemmel bir kaynaktır. Anne sütündeki A vitamini, retinol olarak mevcuttur ve annenin vücudundaki retinol düzeylerinden de etkilenir.[23] Annenin, A vitamini ve beta-karoten takviyesi alması, sütündeki konsantrasyonu da önemli ölçüde arttırmaktadır.[24] Bebeğin emzirilme süresi uzadıkça, anne sütü onun için mükemmel bir kaynak sağlamaya devam eder.[25]Annenin emzirirken sigara kullanımı sütündeki A vitamini düzeylerini düşürür.[26]  A vitamini düzeyleri laktasyonun başlarında en yüksek seviyelerdedir ve gittikçe azalır.

 

 

D Vitamini

 

D vitamini, kemik sağlığı için raşitizm ve osteoporoz; ayrıca, kalsiyum ve fosfor dengesi açısından önemli bir besindir.

 

Diğer yararları ise:

  • Hücre çoğalması
  • Kas fonksiyonu
  • Kardiyovasküler fonksiyon
  • Solunum sistemi
  • Beyin gelişimi
  • Hipertansiyon, otoimmün hastalıklar, kanser, astım, IDDM ve NIDDM, Alzheimer, MS, Crohn ve depresyonun önlenmesinde rol oynar.

 

D Vitamini Kaynakları

 

Güneş ışığı, çoğu insan için D vitaminin doğal kaynağıdır. D vitamini büyük miktarlarda bu şekilde üretilir. Örneğin, 10-12 dakikalık vücut uzuvlarının tamamının açıkta duracak şekilde bir güneşlenme ile 10,000 – 20.000 IU elde edilir.[27]

 

D vitamini çok az besinde doğal olarak bulunur. Sadece yağlı balıklar, yumurta sarısı ve bazı yabani mantarlar sayılabilir. Örneğin margarin, inek sütü, kahvaltılık tahıllar, portakal suyu, yoğurt gibi bazı gıdalar D vitamini ile güçlendirilmiş olabilir. Ancak, bununla ilgili olarak farklı ülkelerde gıda takviyesi ile ilgili farklı düzenlemeler vardır.

 

Genellikle anne sütünde D vitamini, 20<100 IU/L gibi düşük düzeylerde bulunur. Annenin hamileliğinde doldurduğu D vitamini depoları, güneş ışığına maruz kalmanın yoksun olduğu coğrafya ve/veya mevsimlerde bebeğin doğumdan sonraki ihtiyacını ancak 2 ay kadar karşılayabilir.[28] [29] Buradan da anlaşılacağı gibi, güneş ışığı çoğu insan için D vitaminin başlıca kaynağıdır. İnsanların, gölgeli şehirlerde yaşaması veya kapalı güneş ışığına maruz kalması ya da güneşten koruyucu losyonları aşırı kullanması belirgin bir biçimde sağlıklı D vitamini seviyelerini azaltır.[30]  D vitaminin yeterli düzeyinin ne olduğu üzerine bir konsensüs yoktur.

 

Kanada Pediatri Topluluğu (CPS) şöyle tavsiye eder:[31]

  • ilk yılda tüm dönem bebekler için 400 IU / gün
  • Direk güneş ışığı ve en az 15 dk. / gün
  • Hamile ve emziren kadınlar için 2000 IU / gün

 

D Vitamini Eksikliği İçin Risk Faktörlerini Etkileyen Değişkenler: [32] [33]

 

  • Çevre
  • Enlem
  • Sezon
  • Rakım
  • Günün zamanı
  • Bulut örtüsü
  • Kirlenme
  • Ozon seviyesi
  • Dolaylı güneş ışığı
  • Kişisel
  • Ten rengi
  • Maruz kalan vücut yüzeyindeki güneş kremi
  • Maruz kalma süresi
  • Obezite
  • Çok bronz cilt

 

E Vitamini

 

E vitamini, alfa-tokoferolün en önemli koleksiyonu olan tokoferoller olarak tarif edilir. Hücre zarlarını oksidasyondan koruyan yağda çözünen bir antioksidandır.

  • Kolostrum E vitamini yönünden zengin bir kaynaktır. E vitamini yağda eriyen bir vitamin olduğundan yüksek seviyelerde sonsütte (hindmilk) bulunur.[34]
  • Anneye ve/veya sağlıklı anne sütü alan bebekler için takviye gerekmez.
  • Gebelik sırasında annenin sigara içmesi, annede ve doğmamış bebekte oksidatif strese neden olur. Sigara içen kadınların sütünde E Vitamini düzeyleri azalır ve oksidatif strese karşı koruyucular zayıflar.[35]
  • Yapay bebek maması ve annenin sigara kullanımı bebekte zararlı bir pro-oksidan etkiye neden olur.[36]
  • Düşük doğum ağırlığı ile doğan bebekler ve prematüre bebekler E Vitamini çok düşük seviyelerde doğmuştur ve oksidatif strese daha yatkınlardır.[37]

 

K Vitamini

 

K vitamini, bitkisel kaynaklardan (filokinon, K1 vitamini) elde edilen ve yağda çözünen bir vitamindir. İnsan bağırsaklarında (menakinon, K2 vitamini) bakteriler tarafından üretilir. K vitamini kaynakları ıspanak, pazı, avokado ve kivi olarak yeşil yapraklı sebzeler sayılabilir. İki çorba kaşığı maydanoz önerilen günlük miktarın 153% içerir.[38]

 

Protrombin, pıhtılaşma faktörleri VII ve IX ve bazı plazma proteinleri K vitamini bağımlı proteinlerdir. Burada kan pıhtılaşma faktörleri bulunmaktadır. Erişkinlerde K vitamini eksikliği nadirdir; herhangi bir eksiklik kanamaya neden olur. Annenin 5 mg/gün takviye alımı, bebeğin günlük ihtiyacını anne sütü konsantrasyon seviyelerinden karşılar.[39]

Plasentadan fetüse K vitamini transferi, genellikle yoksuldur ve insan sütündeki konsantrasyonu ise annenin besin alımına bağlı olarak değişir. Ancak genellikle yeni doğanın K vitamini düzeyleri, ihtiyacını karşılamak için yetersiz kabul edilir.[40] [41] K vitamini eksikliği, ciddi morbidite ve mortalite sonuçları verebilir. Oral yolla K vitamini alan bebekler, almayanlara oranla daha az risk altındadır. Vitamin K1 tek kas içine enjeksiyonla doğumda tüm sağlıklı, tam haftada doğan bebeklere tavsiye edilir.[42]

 

Suda Çözünen Vitaminler

 

C Vitamini (Askorbik Asit)

 

C vitamini önemli bir antioksidandır. İnsanlar, C vitaminini kendi vücutlarında üretemedikleri için meyve ve sebzelerden tamamlamaları gerekir. Bilinen en zengin kaynaklar Kakadu eriği ve Avustralya yerli meyvesidir. C vitamini eksikliği, iskorbit hastalığına neden olur.

 

  • Annenin besinlerden aldığı C vitamini miktarı, sütündeki C vitamini konsantrasyonunu belirler.[43]
  • Bebekler için önerilen günlük miktar, olgun anne sütünün C vitamini içeriğine dayanmaktadır.
  • Diğer antioksidan vitaminlerde olduğu gibi, sigara içen annelerin sütünde C vitamini konsantrasyonu da azalır.[44]

 

B Kompleks Vitaminleri

 

B vitaminleri hücre metabolizmasında önemli rol oynayan, suda çözünür sekiz vitaminden oluşur. Önemli B vitamini kaynakları patates, muz, mercimek, karaciğer, hindi, ton balığı ve bira mayası gibi gıdalardır.

 

Tiamin (B1 vitamini)

 

İyi beslenmiş annelerin sütünün içindeki tiamin konsantrasyonu, ek alım gerektirmeden bebeğin ihtiyaçlarını ve önemli ölçüde karşılar.[45]Anne sütündeki tiamin konsantrasyonu, annenin tiamin alımından etkilenir. Gebelik ve emzirme sırasında anneye vitamin desteği, sadece düşük tiamin düzeylerine sahip olan kadınlar için tavsiye edilir.[46]

 

Riboflavin (B2 Vitamini)

 

İyi beslenmiş annelerin sütünün içindeki riboflavin miktarı, anne ve bebeğin ihtiyaçlarını karşılar.[47]Anne sütü içindeki riboflavin miktarı annenin besin alımından etkilenir.[48]

 

B6 Vitamini (Piridoksin)

 

B6 vitamini ihtiyacı için önerilen günlük miktar, 2mg’dır. Bu miktarı tamamlayan bir annenin sütündeki B6 vitamini değerleri bebeğin ihtiyacını karşılayabilecek düzeydedir. Anne sütündeki piridoksin miktarı, annenin alımından etkilenir; eksiklik durumlarında annenin takviye alması gerekir.[49] Bebeğin 6. ayından sonra alacağı tamamlayıcı gıdaların B6 vitamini ihtiyacını karşılaması için bu vitamin açısından zengin olmalıdır.[50] Yapılan araştırmalara göre, anne tarafından B6 vitaminin fazla alınması, prolaktin seviyeleri bastırarak, süt üretiminde düşüşe neden olabilir.[51] [52]

 

B12 Vitamini (Kobalamin)

 

B12 vitamini, kırmızı kan hücrelerinin sentezi ve bakımı için gerekli olan merkezi sinir sistemi ihtiyaçlarını karşılar. Bu vitamin balık, et, kümes hayvanları, yumurta ve süt ürünleri de dahil olmak üzere hayvansal gıdaların genelinde bulunur.

 

Bebekler için B12 vitamininin uygun görülen alımı, iyi beslenmiş annenin sadece sütünden bebeğin aldığı miktara dayanmaktadır. Yapay bebek sütü ile beslenen bebekler bu miktarı önemli ölçüde aşmaktadırlar.[53]

Annede B12 vitamini eksikliği olduğunda, sütünde de bebeğin ihtiyacını karşılayacak miktar bulunmaz. Annenin mutlaka takviye alması gereklidir. Çünkü, bebeklerde B12 eksikliği, beyin atrofisine ve ölüme neden olur. Eğer bu durum zamanında tedavi edilmezse ilerleyen dönemlerde bebekte gelişme geriliği, uyuşukluk, hipotoni ve megaloblastik anemi olarak tezahür edebilir. [54]

 

Anneler ve bebeklerde B12 eksikliğinde risk grupları:

 

  • Bir anne eğer vegan bir beslenme tarzını benimsemişse mutlaka B12 vitamini takviyeli gıdalar tüketmeleri gerekir. Bu vitaminin doğal kaynağı yoktur; mutlaka dışarıdan tamamlanması gerekmektedir.[55]
  • Vitamin B12 eksikliği, obezite cerrahisi sonrasında da sık görülür. Morbid obez kadınlar, obezite cerrahisini takiben kötüleşebilir ve birden mikrobesin eksiklikleri ortaya çıkabilir. Hamilelik ve emzirme döneminde mutlaka annenin geçmiş durumu da değerlendirmelidir.[56] [57]

 

Folik Asit

 

Folik asit, gebelik döneminde mutlaka tamamlanması gereken bir vitamindir. Gebelik öncesinde de kullanımı önemli ölçüde bebeğin beyin gelişim risklerini ve doğumda karşılaşılabilecek risk faktörlerini azaltmak için oldukça önemlidir.[58]

 

Özellikle ilk trimester sonuna kadar doğrudan alınan folik asit içeren bir multivitamin takviyesi orofasiyel yarıkların ve diğer doğum etkilerinin insidansında azalma sağladığı bilinmektedir.[59]

 

Ramazan Ayı ve Oruç: [60]

Ramazan ayında pek çok Müslüman kadının gün batımına dek oruç tuttuğunu biliyoruz. Yapılan kapsamlı araştırmalar sonucunda, emziren kadınlar için günlük ihtiyaçları olan besin değerlerinde, protein, A ve C vitaminleri dışında, her hangi bir eksik besin bulunmadı bulundu. Kısacası, bir “Makrobesin” olan anne sütü kompozisyonu, açlıktan dahi etkilenmemiştir.

 

  1. ANNE SÜTÜNÜN MİNERAL DEĞERİ

 

İnsan sütündeki mineral yoğunluğu oldukça düşüktür; ancak, emilimi, metabolizması ve salgılanımı etkileyen çok yüksek bir biyo-yararlanıma ve diğer besinlerle ilişkilenmeye sahiptir.

 

İnsan sütündeki kalsiyum, fosfor ve magnezyum konsantrasyonu, annenin metabolizma değerleriyle ilişkili bir tablo göstermemektedir.[61]

 

Kalsiyum

 

Emziren kadınlara genellikle kalsiyum takviyesi almaları ya da normalin üstünde, kalsiyum yönünden zengin gıdalar tüketmeleri tavsiye edilir. Bebekler kemik büyümesi, düzenleyici kas ve kalp fonksiyonu için kalsiyuma ihtiyaç duyar. Dünya’nın farklı bölgeleri arasındaki anne sütünün kalsiyum konsantrasyonunda farklılıklar vardır (Avrupa ve ABD’de 300mg/L Afrika ve Asya’nın bazı bölgelerinde 200mg/L). Aynı toplumdaki anneler arasında dahi kalsiyum konsantrasyonunda iki kat varyasyon olabilir. Anne sütü hacmi ve kalsiyum konsantrasyonu arasında bir korelasyon yoktur. Bu durum, emzirilen bebeklerin kalsiyum alımları arasındaki geniş farklılıkları açıklar.

 

Yapılan kapsamlı bir çalışmada, anne sütündeki kalsiyum düzeyleri ve annenin kalsiyum alımı arasında herhangi bir korelasyon olmadığı gösterilmiştir. Bu çalışmada, Cambridge’de yaşayan bir grup anneye günde 600-2300mg kalsiyum takviyesi verilmiş, Gambiya’da yaşayan bir grup anneye de plasebo etkisi uygulanmıştır. Ancak araştırma sonuçlarına göre, takviye kalsiyum alan annelerin metabolizma değerlerinde bu büyük artış olmasına rağmen, 18 ay süresince incelendiğinde sütlerinde herhangi bir fark oluşmamıştır. Ne var ki, Gambiyalı annelere bakıldığında ise hamileliklerinde kalsiyumdan zengin gıdalarla beslenen kesimin sütlerindeki kalsiyum değeri, emzirirken takviye alan annelerden çok daha yüksek çıkmıştır.[62]

 

Bebeklerin yaşamlarının ilk yılı boyunca, ortalama günde 200 mg kalsiyum alımına ihtiyaçları vardır. Anne sütündeki kalsiyum çıkışı ortalamaları ise, günde 200mg kadardır. Düzenli, sık ve uzun süre emzirilen bebeklerde bu kalsiyum alımı miktarları arasında beş kata kadar ulaşan varyasyonlar gözlemlenmiştir. Sadece anne sütü ile beslenen sağlıklı bebeklerin, kalsiyum alımları ve boy uzaman oranları, kemik mineral yoğunlukları içerikleri arasında anlamlı bir ilişki olduğu anlaşılmıştır.[63]

 

Kalsiyum Üzerine Varılan Sonuç: [64] Emziren annelerin kalsiyum takviyesi almaları gerekmez; ancak, gebelik sırasında alınan takviyelerin süt düzeyleri üzerinde olumlu bir etkiye sahip olduğu söylenebilir.

Annenin kemik mineral yoğunluğu emzirme sırasında düşmüş ise bebeğin sütten kesilmesi gerçekleştiğinde, annenin mineral yoğunluğu tekrar normal düzeylere gelir. Ayrıca, emziren annelerin kemik ve iskelet mineral içeriğinde uzun vadeli bir problem gözlenmemiştir. Aksine, emzirmek, kadınları osteoporoz riskine karşı da korur.

 

Sodyum ve Klor

 

Sodyum düzeyleri, çoğunlukla alveoller ve laktositler arasındaki kavşakların aralık/kapanma derecesiyle ilgilidir.

 

Bu kavşaklar, emzirme döneminin özellikle başlarında açıktır ve büyük sodyum moleküllerinin laktositler arasına geçmesine izin verir. Bu geçiş doğumdan sonraki 4 gün botunca mümkündür. Bu nedenle de, sodyum düzeyleri, kolostrumda 1/2, olgun sütte ise 1/3 oranında daha az bulunmaktadır. Mastitis sırasında da, zaman zaman bu kavşaklar açıktır ve süte sodyum ve klor düzeyleri geçer, bu durumda da sütte yoğun tuzlu bir tat oluşur ve bebek sütü tadından dolayı reddedebilir. [65]

 

Emzirmenin iyi yönetilememesi sonucu, emzirme kötü kurulduğunda kavşakların kapanmasının da başarısız olmasına neden olur. Bu durumda, emzirmenin kötü yönetimi sonucu bebeklerde hipernatremik dehidratasyon  oluşur ve tedavi için hastaneye geri çağırılırlar. [66]

 

Bakır, Demir ve Çinko

 

Annenin sütü, bu mineralleri alımından etkilenmez. Hamileliğin son üç ayı sırasında fetüsün karaciğer depolarında birikmiş değerler, erken bebeklik döneminde bu minerallerin seviyelerini güçlü bir biçimde etkiler.

 

Demir

 

  • Çok yüksek biyo-yararlanımı olan bir mineraldir ve insan sütünden gelen verimi, inek sütüne oranla beş kat fazladır.[67]
  • Anne sütündeki yüksek laktoz ve C vitamini varlığı, demir emilimine yardımcıdır.
  • Sadece anne sütü alan bebeklerin ilk 6 ay boyunca demir desteği almaları gerekmez. 6. aydan sonra tamamlayıcı besinler, demir açısından zengin gıdaları içermelidir. Bazı bebekler ise, yeterli demir değerini 6 aydan daha uzun bir süre metabolizmalarında muhafaza edebilirler. Bunu anlamak için bireysel bazda analizler yapılabilir.[68]

 

Çinko

 

  • Anne sütünde aktif olarak bulunan ve biyo-yararlılığı son derece yüksek olan bir mineraldir.
  • Yapay sütle beslenen bebeklerde çinko konsantrasyonu, emzirilen bebeklere oranla üç kat düşük plazma değerleri göstermiştir.
  • Çinko enzim aktivitesi, bağışıklık sistemi, protein sentezi, yara iyileşmesi, DNA sentezi ve hücre bölünmesi için gereklidir. Çinko gebelik, çocukluk ve ergenlik döneminde normal büyüme ve gelişimini destekler.[69]
  • Büyüme geriliği, iştahsızlık ve bozulmuş bağışıklık fonksiyonu çinko eksikliğinde ortaya çıkar.

 

Selenyum

 

  • Emzirmenin başlangıcında daha yüksek seviyelerdedir.
  • Ortalama değerler halklar arasında ve coğrafi dağılıma göre değişiklik gösterir.
  • Annenin selenyum depoları, sütündeki selenyum değerleri ve bebeğin selenyum alımı arasında yakın bir ilişki vardır.[70]

 

İyot

 

Çocuklar ve yetişkinler için zengin iyot kaynakları okyanus, yosun ve balıktır. Toprakta yetişen pek çok bitkide iyot seviyelerini düşüren ve iyot eksikliğine yol açan özellikler vardır. İyot, fetal ve erken doğum sonrası ömrü boyunca beyin gelişimi için gerekli olan tiroid hormonlarının sentezi için gereklidir.[71]

 

İyot yetersizliği, bebeklerde beyin hasarının önde gelen nedenidir. Derhal, iyot alımının artırılması önerilir. Tuza iyot ilave edilmesiyle, dünya çapında bu neden bağlı olarak dramatik bir biçimde gerçekleşen morbidite insidansını azaltmıştır. Anne sütündeki düzeyler, coğrafi bölgeye ve anne alımına göre büyük ölçüde değişmektedir. İnsan sütündeki iyot miktarı takviye veya doğal yolla alındığında derhal yükselir. [72]

 

Florür

 

  • Anne sütü düzeyleri, annenin beslenmesinden bağımsızdır.
  • Flor takviyesi yaşamın ilk 6 ay süresince gerekmez. 6. aydan

itibaren 3 yaşa kadar ise, florür takviyesi sudaki florür konsantrasyonunda,  sıvı kaynaklarında ve diş macunlarında yeterli düzeydedir.[73]

  • Yapay sütle beslenen bebeklerde, diş çürümesine neden olan florizis rahatsızlığı ile karşılaşılmıştır.[74]

 

Kolostrumdan Olgun Süte Geçiş: [75] [76]

 

                                            Kolostrum                    Olgun Süt
Enerji (Kcal/L)                        580                               700
Laktoz (g/L)                             23                                 70
Glukoz (mg/L)                        <20                               350
Yağ (g/L)                                  20                                 37
pH                                           7.4                                7.0
Sodyum                                  0.48                               0.15
Klor (g/L)                                0.91                              0.43
 Protein (g/L)                          15.8                               8 – 9
 IgA (g/L)                                 13                                1 – 3

 

 

Doğumdan sonra ilk birkaç gün boyunca, bebeğin beslenmesinden ziyade daha çok immünolojik koruma önemlidir. Dolayısıyla, kolostrumda IgA değerleri bebeğin ihtiyaçları için daha yüksek konsantrasyonda bulunur.[77]

Kolostrumda bulunan değerler, bebeğin ilk kakası olan mekonyumun vücuttan hızla atılması için bağırsak üzerinde bir müshil etkisi yapma özelliğine sahiptir. Mekonyumu zamanında dışarı atamayan bebeklerin bağırsaklarında bilirubin düzeylerinin yükselme riski artar; bu durum da bebeğin halk arasında bilindik tabiri ile “Sarılık” değerlerinin pik noktasına yükselmesine neden olabilir.

 

  1. BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ GÜÇLENDİRİCİ FAKTÖRLER

 

İmmünoloji

 

Önceki dönemlerde, anne karnındaki fetüsün amnion kesesinin yırtılıp doğum kanalına girdiği ana kadar, plasenta içinde son derece steril bir ortamda geliştiğine inanılırdı. Plasentanın mikrobiyomları üzerinde yapılan bir çalışmada ise plasenta içinde çok düşük sayılarda bakteriye rastlanmasına rağmen, kendine özgü bir mikrobiyal topluluğun var olduğu görülmüştür.

 

Bugün, bebeklerin bakteri ile olan ilk temaslarının rahimde başladığı bilinmektedir. Bir dizi gözlemler sonucunda, bu temasın bebeğin rahme ilk düştüğü anda başladığı ihtimalini yükseltmektedir.[78]

 

Bağışıklık Sistemi Geliştirme

 

Bağışıklık sistemi gelişimi, rahim içinde başlayan, doğumdan sonra katlanarak büyüyen ve gelişmeye de devam eden bir süreçtir. Bebek, doğumdan sonra annesinin normal florasıyla, sonra ailenin ve diğerlerinin mikroflorasıyla tanışır.

 

Bu genişlemenin çoğu yaşamın ilk yılı boyunca gerçekleşir ve tüm yaşam boyunca devam eder.  Özellikle ilk bir kaç aylık dönemde anne sütüyle beslenen bebeklerin bağışıklık sistemi  ihtiyaçlarının güçlü bir biçimde karşılandıklarını biliriz; ancak bu açıdan, yapay beslenen bebeklerde, özellikle maruz kaldıkları her türlü ortamda, açık bir dezavantaj vardır. Bağışıklık sisteminin bu hızlı gelişimi, bebeğin sürekli karşılaştığı çeşitli mikroplar tarafından enfeksiyonlarla mücadele etmesi yerine, büyümek için aldığı tüm besinleri ve enerjileri kullanabilmesi için ona izin verir.[79]

 

Biliyoruz ki…

 

  • Doğumda bağışıklık sistemi, çok gelişmemiş olsa da bir anlamda tamamlanmıştır. Öncelikle, bebeğin bağışıklık sistemi, annenin normal bağırsak florasına bir tepki olarak, doğumdan itibaren olgunlaşmaya başlar. Bu nedenle bebekler annelerinin anüsüne yakın bir yerden doğarlar, çünkü anüs bölgesinden almaları gereken bakteri grubu çok önemlidir.[80] Annelerinin sütü aracılığıyla da, bu floraya karşı mükemmel koruma sağlayan antikorları alırlar. Bebeğin anne sütü yoluyla aldığı bu koruma faktörleri, onu, maruz kaldığı her zararlı mikroba karşı koruyacak olan bağışıklık potansiyellerini sağlamlaştırır.[81]
  • İnsan sütündeki immünolojik bileşenler genellikle, immün sisteminin parçalarının gelişme hızını dengeler ve direkt olarak etkileyebilir.
  • Emzirme kesildikten sonra da, bebeğin aldığı anne sütündeki bazı immünolojik bileşenler, uzun bir süre gelişim yolculuğuna devam eder.
  • Bebeğin bağışıklık sistemi tamamlandığında, bebek yine de almış olduğu anne sütündeki immünolojik bileşenlerden yararlanır. Örneğin, bebeğin anne sütü yoluyla aldığı immunoglobülin A (Siga) transferi, bebeğin mikropla karşılaştığında göstereceği sistem yanıtını üretir ve daha sonra bir enfeksiyon geçirmeden mikrobu erkenden bertaraf edebilir. [82]

 

Doğumdan Sonra Gelişen Savunma Sistemi:

 

Doğum sırasında hızla bebeğin cildi ve bağırsakları bakteriyel flora kolonisi ile temas kurar. Bu bakteri kolonisi zararsız veya patojenik potansiyele sahip olabilir olabilir. Bağırsak bakteri kolonileri, (yani oksijensiz yaşayan) genellikle neredeyse tamamen zararsız bulunmaktadır. Başlangıçta yenidoğanın bağırsak bakterileri (aerobik bakteriler), ancak besin ve oksijen yoluyla çoğalan anaerobik bakteriler sayesinde kovulur. Bu, bebeğin mikroplardan korunması için önemli bir savunma mekanizmasıdır.[83]

 

Anne sütü, bu kolonizasyon sürecini etkiler ve probiyotikler olarak işlev gören bifidobakteri ve lactobacilli[84] dahil koruyucu anaerobik floranın gelişimini destekler. Bifidobakteri, insan vücudundaki bakteri florasının doğal bir parçasıdır ve vücut için çok yararlı işlevleri vardır.

 

Bunlar:

 

  • İyi sindirimi sağlar,
  • Bağışıklık sistemini güçlendirir,
  • Bağırsak pH’nı kontrol eder,
  • Candida albicans, E. Coli gibi ve diğer patojenik kapasiteli bakterilerin gelişimini önler.[85] [86]

 

Bir Bebek Yapay Beslenirse Ne Olur?



Yapay beslenen bebeklerin enterokok ve enterobakterilere üstünlüğü ile bifidobakteriye ek olarak aerop ve diğer anaeroblar tarafından kolonize olur. Bir bifidus florasının gelişimi nadirdir. Yapay beslenen bebeğin bağırsak florası, yaygın olarak Clostridia, Enterococci, Klebsiella, E. Coli kolonileri ve bakterisitler tarafından oluşur.[87]

 

 

Bunu Bir Düşünün! [88] [89] [90]

Yapılan kapsamlı araştırmalarda, iki farklı doğum şekli olan, vajinal ve sezeryan doğum ile bu değişikliği ilişkilendirerek, son yıllarda hem anne sütü hem de yapay beslenen bebekleri incelediğinde, bağırsak florasında bir değişiklik kaydedilmiştir ve bunun en önemli nedeni artan hijyenik koşullar olmuştur. Mikroplar, bağışıklık sisteminin olgunlaşması için önemli bir sürücü niteliğindedirler ve bu nedenle değişen bağırsak florası özelliklerinin, bağışıklık hastalıklarına yakalanma riskini etkileyebileceği varsayılmaktadır.

 

  1. ANNE SÜTÜNDE BULUNAN SAVUNMA FAKTÖRLERİ

 

 

Anne sütü, bağışıklık sisteminin koruyucu faktörlerinin zengin bir kaynağıdır.

 

Koruyucu faktörler şunlardır:

 

  1. Proteinler,
  2. Karbonhidratlar,
  3. Yağlar,
  4. Hücresel bileşenler ve
  5. Diğer anne sütü bileşenleri.

 

  1. Proteinin Koruma Faktörleri

 

IgA Salgıları:

 

İmmünoglobülinler, A, G, E, D ve E olarak insan sütünde mevcut bulunmaktadır. Özel bir yapısı olan IgA (SIgA) temel bir immünoglobülindir. Emzirmenin ilk günlerinde bebek, annesinin sütünden yaklaşık olarak 0.5-1g/L oranında IgA alır.

 

Özellikle kolostrumda, hızlı bir biçimde mikropların dünyasına giren bebek için acil koruma sağlamak için bu oran 12g / L kadar olup, özellikle yüksektir. Anne sütünün içindeki SIgA, bir antikor anahtarı işlevi görerek, yenidoğanın bağırsak bakterileri kolonisine karşı koruma sağlamaktır. Bu nedenle, annenin anüs bölgesine yakın bir yerden doğan bebek, önce annesinin bağırsak flora kolonisiyle tanışır ve annesinin sütünden aldığı antikorlarla savunma sistemini geliştirir.[91]

 

Bunu Bir Düşünün!

Yenidoğan bir bebeğe insanların, personelin ve ziyaretçilerin, elle dokunma ve solunum yoluyla yaklaşma sayısını sınırlamak çok önemlidir. Bebek annesinin florasıyla henüz yeni tanışmıştır ve vücudu bu süreçte belirli bir savunma mücadelesi içindedir. Bebek dünyaya geldiği ilk günlerde henüz, başkalarının deri, solunum ve bağırsak flora kolonileriyle mücadele etmeye hazır değildir. Süreçte, anne sütünden alacağı savunma faktörleri ile mikroorganizmalara karşı savunma sistemi hızla gelişecektir.

 

SIgA karşı karşıya kaldığı mikroorganizmalara karşı, koruma sağlama hedefi kesintisiz bir biçimde devam eder. Bebek tarafından bir mikro organizma yutulduğunda ve/veya annenin solunumu yoluyla bir mikrop vücuda alındığında, bağışıklık sisteminin temel bileşeni salgı IgA hızla yanıt verir.

 

Bebeğin solunum sisteminde, bronşla-ilişkili lenfoid doku (BALT) ve sindirim sisteminde bağırsakla-ilişkili lenfoid doku (GALT), vücutta hazır bekleyen SIgA aracılığıyla, bebeğe hızlı ve etkin bir koruma sağlamak için, bronş-meme veya entero-meme yollarını aktive eden, anne sütünden alınan antikorlar devreye girer.[92]

 

SIgA’nın Rolü

 

SIgA antikorları, karşı yöneltimle mikroorganizmaların vereceği zararı önlemek için,  bebeğin mukozalarında yer alan kendi bağışıklık sisteminin gelişimini destekleyen yapılardır. İltihaplı bir reaktivite, bu savunma mekanizması ile henüz aktive değildir.

 

Laktoferrin

 

Laktoferrin’in kolostrumdaki konsantrasyonu 3g/L iken, olgun anne sütündeki laktoferrin konsantrasyonu 1g’dir. Laktoferrin, demir bağlanan bir glikoproteindir.

 

Laktoferrin;[93]

  • E coli de dahil olmak üzere birçok Gram-negatif ve Gram-pozitif bakterilerle,
  • Bu temas eden bakterilerin, hücre membranı ile reaksiyona giren yapısıyla,
  • Antiviral tepki veren etkilere sahiptir ve
  • Candida Albicans’a karşı mantar önleyicidir.
  • Kısacası, inflamatuar tepkime laktoferrin ile önlenir.

 

Alfa-Laktalbümin

 

Son zamanlarda, yapılan testler sonucunda malign hücrelere (tümör – kanser hücreleri) ve apoptoza (hücre ölümü) neden olan faktörlerle mücadele edebilen, ancak normal bir hücre olmayan özel bir kompleks keşfedilmiştir. Bu kompleks, HAMLET[94] (human alpha-laktalbumin made lethal to tumour cells) olarak anılmaktadır. Yani, insanda bulunan tümör hücrelerini öldüren alfa-laktalbümin’dir.[95]

 

Bu durum, yapay sütle beslenen çocukların “Lösemiye ve Lenfomalara”[96] yakalanma ihtimalinin yüksek olma nedenini açıklayabilir ve neden emziren kadınların, ileride “Premenopozal Meme Kanseri”ne yakalanma risklerinin azaldığını açıklayabilir.[97]

 

Lizozim

 

Bu enzim E. coli saldırıları karşısında etkili bir savunma oluşturan, laktoferrin ve SIgA ile uyum içinde çalışan bir enzimdir. [98]

 

Anti-Salgısal Faktör

Anneyi, akut mastitise karşı, bebeği ise ishale karşı korur.

 

  1. Karbonhidratların Koruma Faktörleri

 

Oligosakkaritler

 

Prebiyotik oligosakkaritler ince bağırsakta sindirilmez, ancak sağlam bir biçimde kolona girer ve daha sonra bu geniş karbonhidratlar bakteriler tarafından fermente edilir. Anne sütünün içinde bulunan bu prebiyotikleri, çoğalan bifidobakteri ve laktobasil’i üretir.[99]

 

Oligosakkaritler:

  • Bağırsağın ve idrarın içinde bulunur.
  •  Bakteriler için bağlayıcı unsurlar ortadan kalkar ve onlarla bağırsak bakterini süpürme yoluyla, epitel yüzeylerin reseptörlerinin analoglarını engelleyerek hareket ederler.
  • Emzirilen bebeğin mikroflorasının kompozisyonu etkiler.
  • Otitis media’ya neden olan patojenlere, solunum yolu enfeksiyonlarına, idrar yolu enfeksiyonlarına ve ishale karşı savunma sağlar.[100]

 

Önemli![101]

Sialik Asit (Sia) olarak adlandırılan çok özel bir oligosakkaritin, optimum beyin gelişimi ve biliş için vazgeçilmez bir besin olduğuna inanılmaktadır. Anne sütünün, Sia yönünden en zengin kaynak olması umulur. Sia düzeyi genetik, coğrafik ve annenin beslenme faktörlerinden etkilenmesine rağmen, araştırmalar, zamanında doğan bebeklerde Sia seviyesinin yüksek düzeyde olduğunu göstermiştir. Emzirme başlangıcındaki süt, ilk 3 ay için 13-23% daha fazla Sia içerir. İnek sütü bazlı üretilen yapay sütlerde insan sütüne oranla Sia çok düşük seviyededir. 

 

 

  1. Lipitlerin ve Süt Yağlarının Koruma Faktörleri

 

Yağ asitleri ve monogliseridler, nötralize G lamblia, Entamoeba, E coli ve Shiga ya da toksinlerin saldırılarına karşı koruyucudur.

 

  1. Hücresel Bileşenlerin Koruma Faktörleri

 

Anne sütünün içindeki nötrofil ve makrofajlar, annenin memesini korumak içindir.

 

Anne sütünün içinde Lenfositler emilir ve muhtemelen bebeğe bu immünolojik bilgiler aktarılır. Bebeğin karşılaştığı bu “yabancı’” doku tipini bebeğin kabul etme yeteneğinin yetişkinliğinde, annesi tarafından emzirilen diğer kardeşlerinin biri tarafından bağışlanan bir organ veya doku ile  hayatta kalmanın neden mümkün olduğunu açıklıyor. [102] [103]

  1. Diğer Koruyucu Faktörler

 

Anne sütü koruma ve bebeğin gelişimini arttırmak için çalışan sayısız faktörler içerir. [104]

 

Bunlar:

  • Nükleotidler
  • Defensinler
  • Sitokinler
  • Hormonlar ve büyüme faktörleri, anti-inflamatuar bileşenleri
  • Çözünür CD14 ve çözünür Toll-like reseptör

 


[1] Cox S. (2006) Breastfeeding with Confidence New York: Meadowbrook Press

[2] Hale TW, Hartmann PE. (2007) Textbook of Human Lactation Texas: Hale Publishing

[3] Riordan J. (2005) Breastfeeding and Human Lactation (3rd ed) Massuchusetts: Jones & Bartlett

[4] Hale TW, Hartmann PE. (2007) Textbook of Human Lactation Texas: Hale Publishing

[5] Lonnerdal B, Lien EL. (2003) Nutritional and physiologic significance of alpha-lactalbumin in infants Nutr Rev 61(9):295-305

[6] Hale TW, Hartmann PE. (2007) Textbook of Human Lactation Texas: Hale Publishing

[7] Riordan J. (2005) Breastfeeding and Human Lactation (3rd ed) Massuchusetts: Jones & Bartlett

[8] Hale TW, Hartmann PE. (2007) Textbook of Human Lactation Texas: Hale Publishing

[9] Ben-Sholmo Y, Holly J, McCarthy A, et al. (2005) Prenatal and postnatal milk supplementation and adult insulin-like growth of solid tumors and development of experimental metastases in mice. Cancer Epidemiol 14:1336-39

[10] Cavell B. (1981) Gastric emptying in infants fed human milk or infant formula Acta Paediatr Scand. 70(5):639-41

[11] Picciano MF. (2001) Nutrient Composition of Human Milk Pediatr Clin Nth Am 48(1):53-67

[12] Picciano MF. (2001) Nutrient Composition of Human Milk Pediatr Clin Nth Am 48(1):53-67

[13] Bode L, Kuhn L, Kim HY, Hsiao L, Nissan C, Sinkala M, Kankasa C, Mwiya M, Thea DM, Aldrovandi GM. (2012) Human milk oligosaccharide concentration and risk of postnatal transmission of HIV through breastfeeding. Am J Clin Nutr. 96(4):831-9 http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/22894939

[14] Bode L. (2012) Human milk oligosaccharides: every baby needs a sugar mama. Glycobiology. 22(9):1147-62 http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/22513036

[15] Bode L, Kuhn L, Kim HY, Hsiao L, Nissan C, Sinkala M, Kankasa C, Mwiya M, Thea DM, Aldrovandi GM. (2012) Human milk oligosaccharide concentration and risk of postnatal transmission of HIV through breastfeeding. Am J Clin Nutr. 96(4):831-9 http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/22894939

[16] Bertron P, Barnard ND, Mills M. (1999) Racial bias in federal nutrition policy, Part I: The public health implications of variations in lactase persistence J Natl Med Assoc 91(3):151-7

[17] Golding J, Emmett PM, Rogers IS. (1997) Gastroenteritis, diarrhoea and breast feeding Early Hum Dev 29;49:S83-103

[18] Makrides M, Neumann MA, Byard RW, et al. (1994) Fatty acid composition of brain, retina, and erythrocytes in breast- and formula fed infants. Am J Clin Nutr 60:189-94

[19] Koletzko B, Rodriguez-Palmero M, Demmelmair H, et al. (2001) Physiological aspects of human milk lipids Early Hum Dev 65:S3-S18

[20] Rooney BL, Schauberger CW, Mathiason MA. (2005) Abstract Impact of perinatal weight change on long-term obesity and obesity-related illnesses. Obstet Gynecol. 106(6):1349-56

[21] Owens CD, et al. (2002) Infant Feeding and Blood Cholesterol: A Study in Adolescents and a Systematic Review Pediatrics110(3):597-608

[22] Daly SE, Di Rosso A, Owens RA, Hartmann PE. (1993) Degree of breast emptying explains changes in the fat content, but not fatty acid composition, of human milk Exp Physiol 78(6):741-755

[23] Mello-Neto J, Rondó PH, Oshiiwa M, et al. (2009) The influence of maternal factors on the concentration of vitamin A in mature breast milk. Clinical nutrition (Edinburgh, Scotland) http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/19249141

[24] Webb AL, Aboud S, Furtado J, et al. (2009) Effect of vitamin supplementation on breast milk concentrations of retinol, carotenoids and tocopherols in HIV-infected Tanzanian women. European journal of clinical nutrition 63(3):332-9 http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/17940544

[25] Butte NF, Lopez-Alarcon MG, Garza C. (2002) Nutrient adequacy of exclusive breastfeeding for the term infant during the first six months of life Geneva, Switzerland: World Health Organization

[26] Orhon FS, Ulukol B, Kahya D, et al. (2008) The influence of maternal smoking on maternal and newborn oxidant and antioxidant status. Eur J Pediatr November

[27] Gallo S, Comeau K, Vanstone C, Agellon S, Sharma A, Jones G, L’Abbé M, Khamessan A, Rodd C, Weiler H. (2013) Effect of different dosages of oral vitamin D supplementation on vitamin D status in healthy, breastfed infants: a randomized trial. JAMA.309(17):1785-92 http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/23632722

[28] Hollis BW, Wagner CL. (2004) Vitamin D requirements during lactation: high-dose maternal supplementation as therapy to prevent hypovitaminosis D for both the mother and the nursing infant. Am J Clin Nutr 80(6 Suppl):1752S-8S

[29] Choi YJ, Kim MK, Jeong SJ. (2013) Vitamin D deficiency in infants aged 1 to 6 months. Korean J Pediatr. 56(5):205-10 http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/23741234

[30] Klein GL, Chen TC, Holick MF, Langman CB, Price H, Celis MM, Herndon DN. (2004) Synthesis of vitamin D in skin after burns. Lancet. 363(9405):291-2 http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/14751703/

[31] “The evidence available at this time supports the adequacy of the 10 μg (400 IU) daily supplement for infants living in any part of Canada (IOM, 2011). Recommendations for vitamin D intake are set assuming only minimal sun exposure (IOM, 2011)”. Health Canada 2012: http://www.hc-sc.gc.ca/fn-an/nutrition/infant-nourisson/recom/index- eng.php#a6 [link: http://www.hc-sc.gc.ca/fn-an/nutrition/infant-nourisson/recom/index-eng.php#a6] [32] Parikh SJ, Edelman M, Uwaifo GI, Freedman RJ, Semega-Janneh M, Reynolds J, Yanovski JA. (2004) The relationship between obesity and serum 1,25-dihydroxy vitamin D concentrations in healthy adults. J Clin Endocrinol Metab. 89(3):1196-9 http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/15001609/

[33] Klein GL, Chen TC, Holick MF, Langman CB, Price H, Celis MM, Herndon DN. (2004) Synthesis of vitamin D in skin after burns. Lancet. 363(9405):291-2 http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/14751703/

[34] Bishara R, Dunn MS, Merko SE, et al. (2008) Nutrient composition of hindmilk produced by mothers of very low birth weight infants born at less than 28 weeks’ gestation. J Hum Lact 24(2):159-67

[35] Orhon FS, Ulukol B, Kahya D, et al. (2008) The influence of maternal smoking on maternal and newborn oxidant and antioxidant status. Eur J Pediatr November

[36] Schwarz KB, Cox JM, Sharma S, et al. (1997) Prooxidant effects of maternal smoking and formula in newborn infants. J Pediatr Gastroenterol Nutr. 24(1):68-74

[37] Kumar A, Ranjan R, Basu S, et al. (2008) Antioxidant levels in cord blood of low birth weight newborns. Indian Pediatr 45(7):583-5

[38] Bolton-Smith C, Price RJ, Fenton ST, Harrington DJ, Shearer MJ. (2000) Compilation of a provisional UK database for the phylloquinone (vitamin K1) content of foods. The British journal of nutrition 83(4):389-99 http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/10858697

[39] Greer FR. (1997) Improving the Vitamin K Status of Breastfeeding Infants With Maternal Vitamin K Supplements Peditrics99(1):88-92 http://pediatrics.aappublications.org/cgi/content/full/99/1/88

[40] Van Winckel M, De Bruyne R, Van De Velde S, Van Biervliet S. (2009) Vitamin K, an update for the paediatrician. European journal of pediatrics 168(2):127-34 http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/18982351

[41] Greer FR. (2004) Vitamin K in human milk–still not enough. Acta paediatrica (Oslo, Norway : 1992) 93(4):449-50 http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/15188967

[42] McNinch A, Busfield A, Tripp J. (2007) Vitamin K deficiency bleeding in Great Britain and Ireland: British Paediatric Surveillance Unit Surveys, 1993 94 and 2001-02. Archives of disease in childhood 92(9):759-66 http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/17537761

[43] Hoppu U, Rinne M, Salo P, et al. (2005) Vitamin C in breast milk may reduce the risk of atopy in the infant. European journal of clinical nutrition 59(1):123-8 http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/15340369

[44] Aycicek A, Erel O, Kocyigit A, Selek S, Demirkol MR. (2006) Breast milk provides better antioxidant power than does formula. Nutrition (Burbank, Los Angeles County, Calif.) 22(6):616-9 http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/16635560

[45] Thomas MR, Sneed SM, Wei C, et al. (1980) The effects of vitamin C, vitamin B6, vitamin B12, folic acid, riboflavin, and thiamin on the breast milk and maternal status of well-nourished women at 6 months postpartum. The American journal of clinical nutrition33(10):2151-6 http://www.ajcn.org/cgi/reprint/33/10/2151

[46] Ortega RM, Martínez RM, AndrÃs P, et al. (2004) Thiamin status during the third trimester of pregnancy and its influence on thiamin concentrations in transition and mature breast milk. The British journal of nutrition 92(1):129-35 http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/15230996

[47] Nail PA, Thomas MR, Eakin R. (1980) The effect of thiamin and riboflavin supplementation on the level of those vitamins in human breast milk and urine. The American journal of clinical nutrition 33(2):198-204 http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/7355793

[48] Ortega RM, Quintas ME, Martínez RM, et al. (1999) Riboflavin levels in maternal milk: the influence of vitamin B2 status during the third trimester of pregnancy. Journal of the American College of Nutrition 18(4):324-9

 

[49] Chang SJ, Kirksey A. (2002) Vitamin B6 status of breast-fed infants in relation to pyridoxine HCl supplementation of mothers. Journal of nutritional science and vitaminology 48(1):10-7

[50] Dewey KG, Cohen RJ, Brown KH, Rivera LL. (2001) Effects of exclusive breastfeeding for four versus six months on maternal nutritional status and infant motor development: results of two randomized trials in Honduras J Nutr 131(2):262-7

[51] Greentree LB. (1979) Dangers of vitamin B6 in nursing mothers. The New England journal of medicine 300(3):141-2

[52] Canales ES, Soria J, Zárate A, Mason M, Molina M. (1976) The influence of pyridoxine on prolactin secretion and milk production in women. British journal of obstetrics and gynaecology 83(5):387-8

http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/1268149

[53] Hay G, Johnston C, Whitelaw A, et al. (2008) Folate and cobalamin status in relation to breastfeeding and weaning in healthy infants. The American journal of clinical nutrition 88(1):105-14

[54] Codazzi D, Sala F, Parini R, Langer M. (2005) Coma and respiratory failure in a child with severe vitamin B12 deficiency Pediatr Crit Care Med. 6(4):483-5

 

[55] Allen LH. (2008) Causes of vitamin B12 and folate deficiency. Food and nutrition bulletinhttp://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/18709879

[56] Grange DK, Finlay JL. (1994) Nutritional vitamin B12 deficiency in a breastfed infant following maternal gastric bypass Pediatr Hematol Oncol 11(3):311-8

[57] Ernst B, Thurnheer M, Schmid SM, Schultes B. (2009) Evidence for the necessity to systematically assess micronutrient status prior to bariatric surgery. Obesity surgery 19(1):66-73 http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/18491197

[58] Wilson RD, Johnson JA, Wyatt P, Allen V, Gagnon A, Langlois S, Blight C, Audibert F, Desilets V, Brock JA, Koren G, Goh I, Nguyen P, Kapur B. (2007) Pre-conceptional vitamin/folic acid supplementation 2007: the use of folic acid in combination with a multivitamin supplement for the prevention of neural tube defects and other congenital anomalies J Obstet Gynaecol Can 29(12):1003-26

[59] Goh YI, Bollano E, Einarson TR, Koren G. (2006) Prenatal multivitamin supplementation and rates of congenital anomalies: a meta-analysis J Obstet Gynaecol Can 28(8):680-9

 

[60] Rakıcıoğlu N, Samur G, Topçu A, et al. (2006) The effect of Ramadan on maternal nutrition and composition of breast milk. Pediatr Int. 48(3):278-83

[61] Picciano MF. (2001) Nutrient Composition of Human Milk Pediatr Clin Nth Am 48(1):53-67

[62] Prentice A. (2000) Calcium in pregnancy and lactation Annu. Rev. Nutr. 20:249-272

[63] Prentice A. (2003) Micronutrients and the bone mineral content of the mother, fetus and newborn. J Nutr.

[64] Kovacs CS. (2005) Calcium and bone metabolism during pregnancy and lactation J Mammary Gland Biol Neoplasia 10(2):105-18

[65] Moritz ML, Manole MD, Bogen DL, Ayus JC. (2005) Breastfeeding-associated hypernatremia: are we missing the diagnosis? Pediatrics 116(3):e343-7 http://pediatrics.aappublications.org/cgi/content/full/116/3/e343

[66] Yaseen H, Salem M, Darwich M. (2004) Clinical presentation of hypernatremic dehydration in exclusively breast-fed neonates Indian J Pediatr 71:1059-1062

[67] Picciano MF. (2001) Nutrient Composition of Human Milk Pediatr Clin Nth Am 48(1):53-67

[68] Griffin IJ. (2001) Iron and Breastfeeding Pediatr Clin North Am 48(2):401-13

[69] Picciano MF. (2001) Nutrient Composition of Human Milk Pediatr Clin Nth Am 48(1):53-67

[70] A.g.y.

[71] Gartner LM, Morton J, Lawrence RA, Naylor AJ, O’Hare D, Schanler RJ, Eidelman AI. (2005) Breastfeeding and the use of human milk Pediatrics 115(2):496-506 http://pediatrics.aappublications.org/cgi/content/full/115/2/496

[72] Dorea JG. (2002) Iodine and Breast Feeding Journal of Trace Elements in Medicine and Biology 16(4):207-220

[73] Gartner LM, Morton J, Lawrence RA, Naylor AJ, O’Hare D, Schanler RJ, Eidelman AI. (2005) Breastfeeding and the use of human milk Pediatrics 115(2):496-506 http://pediatrics.aappublications.org/cgi/content/full/115/2/496

[74] Marshall TA, Levy SM, Warren JJ, et al. (2004) Associations between intakes of fluoride from beverages during infancy and dental fluorosis of primary teeth J Am Coll Nutr 23(2):108-16

 

[75] Hartmann P. (1991) The breast and breastfeeding. (In: Philipp E, et al, Eds. :Scientific Foundations of Obstetrics and Gynaecology) (4th ed) London: Heinemann 378-90

[76] Newburg DS, Newbauer SH. (1995) Carbohydrates in Milks: analysis, quantities and significance IN Jensen RG Handbook of Milk Composition San Diego: Academic Press 273-349

[77] Slusser W, Powers NG. (1997) Breastfeeding update 1: immunology, nutrition, and advocacy Pediatr Rev 18(4):111-9

[78] Aagaard K, Ma J, Antony KM, Ganu R, Petrosino J, Versalovic J. (2014) The placenta harbors a unique microbiome. Sci Transl Med. 6(237):237 http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/24848255

[79] Hanson L. (2004) Immunology of Human Milk: How breastfeeding protects babies Amarillo, TX: Pharmasoft Publishing

 

[80] Fanaro S, Chierici R, Guerrini P, Vigi V. (2003) Intestinal microflora in early infancy: composition and development Acta Paediatr Suppl 91(441):48-55

[81] Azad MB, Konya T, Maughan H, Guttman DS, Field CJ, Chari RS, Sears MR, Becker AB, Scott JA, Kozyrskyj AL, CHILD Study Investigators. (2013) Gut microbiota of healthy Canadian infants: profiles by mode of delivery and infant diet at 4 months. CMAJ.185(5):385-94 http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/23401405

[82] Hanson L. (2004) Immunology of Human Milk: How breastfeeding protects babies Amarillo, TX: Pharmasoft Publishing

[83] Adlerberth I, Lindberg E, Aberg N, Hesselmar B, Saalman R, StrannegÃ¥rd IL, Wold AE. (2006) Reduced enterobacterial and increased staphylococcal colonization of the infantile bowel: an effect of hygienic lifestyle? Pediatric research 59(1):96-101

[84] A.g.y

[85] Rubaltelli FF, Biadaioli R, Pecile P, Nicoletti P. (1998) Intestinal flora in breast- and bottle-fed infants J Perinat Med 26(3):186-91

[86] Fanaro S, Chierici R, Guerrini P, Vigi V. (2003) Intestinal microflora in early infancy: composition and development Acta Paediatr Suppl 91(441):48-55

[87] Hanson L. (2004) Immunology of Human Milk: How breastfeeding protects babies Amarillo, TX: Pharmasoft Publishing

[88] Adlerberth I, Lindberg E, Aberg N, Hesselmar B, Saalman R, StrannegÃ¥rd IL, Wold AE. (2006) Reduced enterobacterial and increased staphylococcal colonization of the infantile bowel: an effect of hygienic lifestyle? Pediatric research 59(1):96-101

[89] Ahrné S, Lönnermark E, Wold AE, Aberg N, Hesselmar B, Saalman R, StrannegÃ¥rd IL, Molin G, Adlerberth I. (2005) Lactobacilli in the intestinal microbiota of Swedish infants. Microbes and infection / Institut Pasteur

[90] Lindberg E, Adlerberth I, Hesselmar B, Saalman R, StrannegÃ¥rd IL, Aberg N, Wold AE. (2004) High rate of transfer of Staphylococcus aureus from parental skin to infant gut flora. Journal of clinical microbiology 42(2):530-4 http://jcm.asm.org/cgi/content/full/42/2/530?view=long&pmid=14766812

[91] Hanson LA. (2007) The role of breastfeeding in the defense of the infant Hale Publishing Amarillo, TX: In: Hale TW, Hartmann PE, eds. Hale & Hartmann’s Textbook of Human Lactation 159-192

[92] Hanson LA. (2007) The role of breastfeeding in the defense of the infant Hale Publishing Amarillo, TX: In: Hale TW, Hartmann PE, eds. Hale & Hartmann’s Textbook of Human Lactation 159-192

[93] Hanson L. (2004) Immunology of Human Milk: How breastfeeding protects babies Amarillo, TX: Pharmasoft Publishing

[94] Hallgren O, Aits S, Brest P, et al. (2008) Apoptosis and tumor cell death in response to HAMLET (human alpha-lactalbumin made lethal to tumor cells). Advances in experimental medicine and biology

[95] Aits S, Gustafsson L, Hallgren O, et al. (2009) HAMLET (human alpha-lactalbumin made lethal to tumor cells) triggers autophagic tumor cell death. International journal of cancer. Journal international du cancer 124(5):1008-19

[96] Ortega-Garcia JA, Ferris-Tortajada J, Torres-Cantero AM, et al. (2008) Full breastfeeding and paediatric cancer J Paediatr Child Health 44(1-2):10-13

[97] Okobia MN, Bunker CH. (2005) Epidemiological risk factors for breast cancer – a review Niger J Clin Pract 8(1):35-42. Review, Breast cancer and breastfeeding: collaborative reanalysis of individual data from 47 epidemiological studies in 30 countries, including 50302 women with breast cancer and 96973 women without the disease (2002) Collaborative Group on Hormonal Factors in Breast Cancer Lancet 360(9328):187-95. Review

[98] Hanson LA. (2007) The role of breastfeeding in the defense of the infant Hale Publishing Amarillo, TX: In: Hale TW, Hartmann PE, eds. Hale & Hartmann’s Textbook of Human Lactation 159-192

[99] Forchielli ML, Walker WA. (2005) The role of gut-associated lymphoid tissues and mucosal defence Br J Nutr 93 Suppl 1:S41-8

[100] Bode L. (2012) Human milk oligosaccharides: every baby needs a sugar mama. Glycobiology. 22(9):1147-62 http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/22513036

[101] Wang B. (2012) Molecular mechanism underlying sialic acid as an essential nutrient for brain development and cognition. Adv Nutr. 3(3):465 http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/22585926

 

[102] Kois WE, et al. (1984) Influence of breast feeding on subsequent reactivity to a related renal allograft J Surg Res 37(2):89-93

[103] Campbell DA, et al. (1984) Breast feeding and maternal-donor renal allografts Transplantation 37(4):340-4

[104] Hanson LA. (2007) The role of breastfeeding in the defense of the infant Hale Publishing Amarillo, TX: In: Hale TW, Hartmann PE, eds. Hale & Hartmann’s Textbook of Human Lactation 159-192

Instagram

Duyurular

Sitemizle ilgili duyuru ve bülten için lütfen e-posta adresinizi ekleyiniz.

Sosyal Medya